Mersad Berber’den ‘Bir Bosna Alegorisi’ Sergisi

Pera Müzesi, 16 Şubat – 07 Mayıs 2017 tarihleri arasında Bosna-Hersek sanatının 20. yüzyılın ikinci yarısındaki en önemli temsilcilerinden Mersad Berber’in “Bir Bosna Alegorisi” sergisini düzenliyor.

“Mersad Berber: Bir Bosna Alegorisi” sergisinin küratörlüğünü Bosna-Hersek’in önde gelen sanat tarihçilerinden Aida Abadžić Hodžić, danışmanlığını ise sanat tarihçi Edward Lucie-Smith üstlendi. Rönesans’tan Art Nouveau’ya Avrupa güzel sanatının ustalarından ilham alan Mersad Berber’in (1940-2012) ifade gücü ve yeteneğini yansıtan sergide sanatçının Velázquez, Ingres, Klimt gibi sanatçıların yanı sıra Yugoslav ressamlar Bukovac ve Jurkić ile kurduğu diyaloğun izleri görünür kılınırken, Bosna’nın masalsı manzaralarına yaptığı seyahatlerin etkisindeki derin, mat beyazlardan Srebrenitsa’nın karanlık, korkunç çukurlarına geniş bir yelpazedeki eserleri ön plana çıkıyor.

Büyük boyutlu ve karışık teknikler kullandığı eserleriyle tanınan Mersad Berber’in Avrupalı usta sanatçılardan ilham alan eserleri, özgün temaları ve yenilikçi kompozisyon anlayışıyla diğerlerinden farklılaşıyor.

Farklı kültürler ve gelenekler arasında bağ kurmasını sağlayan eşsiz yeteneği ve tarihsel deneyimin derin katmanlarına inen zekasıyla Berber, Antik dönem, Bizans, Ortaçağ, Rönesans, Barok, Art Nouveau ve Modernizmi buluşup kaynaştırdı, Doğu ve Batı’yı sentezleyerek ona özel bir nitelik kazandırdı. Bu üslup, Avrupa sanatının ustalarına yapılan göndermelerin sıklıkla eski Bosna fotoğraf ve kartpostallarıyla etkileşime sokulduğu 1990’lardaki eserlerinde de sürdü.

Başta Bosna-Hersek olmak üzere, 1990’lardaki savaşta yaşanan tüm trajik olayların işlenişi, Srebrenitsa temasıyla birlikte Berber’in yapıtında doruk noktasına ulaştı. Sanatçı için Srebrenitsa trajedisi “büyük, kadim, ilahilere ait kutsal bir tema” meydana getirdiğinden, bunu eserlerine aktarabilmek için yıllarca çalıştı, gazete fotoğrafları, belgeler, adli tıp raporları, video kayıtları ve kitaplar topladı, Srebrenitsa ve Potočari’yi defalarca ziyaret etti. Bu eserler sadece ölenlere değil, tüm etnik ve dini düşmanlıklara rağmen Balkanlarda yüzyıllarca varlığını devam ettiren çoğulcu kültürün ölümüne yakılan bir ağıt niteliğindeydi.

“Mersad Berber: Bir Bosna Alegorisi” sergisi 07 Mayıs 2017 tarihine kadar ziyaret edilebilir.

Pera Müzesi Salı’dan Cumartesi’ye 10:00-19:00 saatleri arasında, Pazar günleri ise 12:00- 18:00 saatleri arasında gezilebiliyor. Müzede Cuma günleri ise hem uzun hem de ücretsiz! “Uzun Cuma”larda müze 18:00 – 22:00 saatleri arasında ücretsiz olarak ziyaret edilebiliyor. Çarşamba günleri ise “Genç Çarşamba”. “Genç Çarşamba” günleri tüm öğrenciler müzeyi ücretsiz ziyaret edebiliyor.

 

Share This:

Haldun Dormen’le “Sevgilime Göz Kulak Ol” Galası Grand Pera’da

Haldun Dormen’in yönetmenliğini yaptığı ve bir komedi klasiği olan ‘Sevgilime Göz Kulak Ol’ adlı oyunun galası 14 Şubat Salı akşamı 20:30’da Emek Sahnesi’nde yapılacak.

Aydan Şener, Deniz Arcak ve Bülent Alkış’ın rol aldığı komedi, 1900’lerin başında, güzel, çapkın, neşeli Amelie’nin ve hayranlarının öyküsünü anlatıyor. Komedinin hareketli bir türü olan “fars”ın yaratıcısı ve usta kalemi Georges Feydau tarafından kaleme alınan “Sevgilime Göz Kulak Ol”, bir komedi klasiği olarak kabul ediliyor.

Oyunun biletlerini, Biletix üzerinden alabilirsiniz.

Share This:

Pera Film’den Kuyruklu Hikayeler

Köpeklere bayılırım. Bu yüzden Pera Film’in yeni programına da bayıldım. İlk defa böyle bir film gösterimi hakkında yazdığım için de heyecanlandım. Programın çok tatlı bir hashtag’i bile var: #sinemanınköpekleri 🙂

Pera Film İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nün Dört Ayaklı Belediye: İstanbul’un Sokak Köpekleri sergisi kapsamında dünyanın farklı köşelerinden köpek hikâyelerini bir araya getirmiş ve Kuyruklu Hikâyeler: Sinemanın Köpekleri programında, yüzyıllar boyu insanın en sadık dostu olarak tanımlanmış köpeklerin dünya sinemasında da geniş bir yeri olduğunu, köpek sevgisiyle hareket eden yönetmenlerin tür sınırlaması tanımadığını göstermiş.

Tıpkı bir köpekle yaşamanın tattırdığı birçok farklı duygunun bulunması gibi, Kuyruklu Hikâyeler’imiz arasında animasyon ve belgeseller, avangart ve kült filmler, komedi hatta gerilimler var. Patagonya’da Budapeşte’de, Oregon’da ya da okyanus ortasındaki bir ıssız adada geçtiği fark etmeksizin, sinemanın ‘‘kuyruklu yıldızları’nın hikâyeleri bazen umudun, bazen isyanın simgesi olmuş.

Köpekler, bu filmlerde kimi zaman sahipleri için bir yaşama sebebi, kimi zaman bizim için sahiplerini tanıma aracına dönüşüyor.

Şimdi sinemanın sokaklarında Bombon, Hagen, Lucy, Truman, Tulip, Otto, Baxter, Lolabelle ve nicesiyle gezintiye çıkma zamanı. Film programı ve detayların hepsi bu link‘te.

 

Share This:

Yusuf Franko’nun İnsanları: Bir Osmanlı Bürokratının Karikatürleri

Ömer M. Koç Koleksiyonu’nda yer alan, 19. yüzyıl sonu Osmanlı bürokratı, Hariciye Nazırı, Mutasarrıf, cemiyet adamı ve aynı zamanda oyunbaz bir karikatürist olan Yusuf Franko Kusa Bey’e ait karikatür albümünü ilk kez gün yüzüne çıkaran sergi, Yusuf Franko’nun 1884-1896 yılları arasında bir albümde topladığı, Avrupa karikatür geleneği ile etkileşime sahip karikatürlerinin içeriyor.

19. yüzyıl sonunun zenginleri, yüksek cemiyet mensupları, Osmanlı paşaları, Levantenler, sanatçılar ve diplomatların hiciv yüklü portreleri ziyaretçiler ile buluşuyor. Karikatürler, özellikle 19. yüzyıl sonunun Beyoğlu/Pera semtini, Yusuf Franko’nun da parçası olduğu renkli sosyal çevreyi ve İstanbul’un küresel mekânlarını gözlemlemek için izleyiciye imkân sunuyor.

Yusuf Franko’nun eserlerini ağırlıklı olarak mekân ve sosyal ağlar perspektifinden okumaya çalışan sergi, bir yandan Naum Tiyatrosu gibi dönemin önemli mekânlarına değinirken, diğer yandan albümde kendine yer bulamamış, “artık olmayan” mekânları da hatırlatıyor.

“Yusuf Franko’nun İnsanları: Bir Osmanlı Bürokratının Karikatürleri”, Yusuf Franko ve eserlerini odağına alarak, Franko Kusa ailesinin Osmanlı Devleti’ndeki yeri ve önemine, Avrupa karikatür tarihine ve albümün çeşitli ülkelerdeki uzun yolculuğundan sonra nasıl tekrar Beyoğlu’na döndüğüne de değiniyor. Sergide Yusuf Franko Kusa’nın albümü ve karikatürlerinin yanı sıra, bu eserlerle bağlantılı, başta Ömer M. Koç Koleksiyonu olmak üzere farklı koleksiyonlardan fotoğraf, belge ve yayınlar da sergileniyor.

Yusuf Franko Kusa’nın “Types et Charges” adını verdiği albümünün tıpkıbasımıyla, Youssuf Bey: The Charged Portraits of Fin-de-Siècle Pera adlı bir makale kitabının beraber yer aldığı iki ciltlik çok özel bir yayın da sergi açılışıyla eş zamanlı olarak satışa sunuldu.

Sergi Tasarımı: Yeşim Demir Pröhl

Sergi Salı-Cumartesi: 10:00-18:30, Pazar: 12:00-18:30 saatleri arasında ziyaret edilebiliyor.

Share This:

Live in Concert: Amadeus 24-25 Şubat’ta Zorlu PSM Sahnesi’nde

Sinema tarihine damgasını vuran 1984 yapımı klasik Miloš Forman filmi Amadeus, 24-25 Şubat 2017 tarihlerinde hafızalara kazınan müzikleriyle Zorlu PSM sahnesinde olacak. Dev bir orkestra ve koro tarafından icra edilecek Amadeus’un müzikleri, filmden sahneler eşliğinde hem işitsel hem de görsel bir şölen yaşatacak.

Man on the Moon, One Flew Over the Cuckoo’s Nest, Hair, Goya’s Ghosts gibi filmlerin de yönetmenlik koltuğunda oturan Çek yönetmen Miloš Forman’ın 1984 yapımı klasik filmi Amadeus, klasik müzik tarihinin en önemli isimlerinden Wolfgang Amadeus Mozart’ın hikayesini görkemli bir anlatım ve Peter Shaffer’ın 1979 tarihli oyunundan uyarlanan kurguyla beyaz perdeye taşımıştı.

Otoriteler ve eleştirmenler tarafından sinema tarihinde klasik müziği eksenine alan en iyi film olarak anılan ve başarısını toplamda 8 Oscar, 4 BAFTA ve 4 Altın Küre ödülüyle pekiştiren dev yapım, Wolfgang Amadeus Mozart’ın besteleri ve John Strauss’un bestelediği müzikleriyle de hafızalara kazındı. Sir Neville Marriner şefliğindeki Academy of St Martin in the Fields Orkestra’sının icra ettiği müzikler, John Strauss’a soundtrack dalında Grammy ödülü kazandırdı. Toplam 20 şarkının yer aldığı soundtrack, Billboard başta olmak üzere müzik listelerinde üst sıralara yükselmeyi başardı.

Dünyanın en prestijli performans merkezlerinde sahnelenen Live in Concert: Amadeus, filmin kendisi kadar değerli müziklerini ve dolayısıyla Wolfgang Amadeus Mozart’ı teatral bir performansla onurlandırıyor. Sadece klasik müzik dinleyicilerinin değil, her müzik dinleyicisinin kaçırmaması gereken türden, eşsiz bir deneyim vadeden performans, Zorlu PSM’de iki gece üst üste sahnelenecek.

Biletler Biletix‘te.

Share This:

İstanbul Resitalleri 2016-2017 sezonu başlıyor

Dünya salonlarının uluslararası gözde virtüözlerini 10 yıldır İstanbullu klasik müzikseverlerle buluşturan İstanbul Resitalleri, 2016-2017 Onuncu Sezonu’na devam ediyor. Benim de çok sevdiğim bir etkinlik olsa da, en son Laure Favre Kahn konserine gitmiştim 2015’in Kasım’ında. Bir yıldan fazla olmuş ara vermişim.

2016’nın Ekim ayında başlayan ve 2017’nin Haziran ayına kadar devam edecek 9 ay süren sezon boyunca her ay sıra dışı bir virtüöz yine Sakıp Sabancı Müzesi the Seed’de sahneye çıkıyor.

2017 yılının ilk resitalinde günümüzün en iyi Rus piyanistlerinden kabul edilen Alexei Volodin’i ağırlayan resitallerin 10. sezon süprizi de bu kez şubat ayında “Sevgililer Günü Özel Resitali” İsveçli piyanist Peter Jablonski. Jablonski 14 Şubat’ta sahnede olacak.

Sezon, baharın ilk günlerinde 16 Mart Perşembe akşamı New York’tan Simone Dinnerstein’ı konuk ediyor. 2007’de çıkarmaya başladığı ve her seferinde billboard listelerinde zirveye oturan BACH albümleriyle Amerika’lı usta Bach yorumcusu olarak tescillenen Dinnerstein, 2017’de hem Bach serisinin hem de İstanbul Resitalleri’nin 10. yılını birlikte kutlayacak.

Nisan ayına gelince; “Tuşların İsviçreli starı” olarak bilinen ve piyanizmi dünya basınında efsanevi virtüözler Kempff, Barenboim, Perahia ve Brendel ile karşılaştırılan İsviçreli virtüöz Oliver Schnyder 15 Nisan Cumartesi akşamı İstanbul’da.

Sezon, 12 Mayıs Cuma akşamı, klasik müzik dünyasının en popüler İtalyan virtüözlerinden Paolo Restani’yi ağırlayacak. Restani, 35 yıllık müzik kariyeri ve özellikle romantik dönem repertuvarındaki usta yorumları ile dünya salonlarının en gözde İtalyan piyanistlerinden.

Bu sezonun finalini 90’ın üzerinde albüme ve İsveç Kraliyet Madalyası “Litteris et Artibus”e sahip dünyaca ünlü İsveçli piyano virtüözü Roland Pöntinen ile 10 Haziran Cumartesi akşamı yapacak.

Bu konserler çok huzur veriyor, benden tavsiye etmesi.

Share This:

16. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali başlıyor!

İş Bankası Maximum Kart’ın 5. kez ana partnerliğinde düzenlenecek 16. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali, 34 ülkeden 146 yönetmenin toplam 126 filminin gösterileceği festival bu yıl “İyileştiren Şeyler” temasıyla yola çıkıyor, 16-26 Şubat tarihlerinde İstanbul’da, 2-5 Mart tarihlerinde de Ankara ve İzmir’de sinemaseverlerle buluşuyor.

!f İstanbul bağımsız sinemanın en iyilerini, yılın çok konuşulan ve bol ödüllü filmlerini sinemaseverlerle buluştururken, !f music filmleri ve etkinlikleriyle müzik tutkunlarının odağı olacak, !f Yarın ile sanal gerçeklik dünyasının sınırsız dünyasına sürükleyecek, dijital yayın ağı !f ² ile de 32 farklı kente !f filmlerini götürecek.

!f İstanbul bu yıl İstanbul durağında, Cinemaximum City’s Nişantaşı, Cinemaximum Kanyon ve Cinemaximum Budak & CKM salonlarının yanına yeni bir sinema salonu daha ekliyor: Cinemaximum Akasya. Ankara’da Cinemaximum Armada, İzmir’de de Cinemaximum Konak Pier sinemalarındaki gösterimlerine ise devam ediyor. Festivalin etkinlik mekânları ise bomontiada, Babylon ve Alt Sanat Mekânı.

16. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nin açılış filmi, en son Altın Küre Ödülleri’nde drama dalında En İyi Film seçilen “Moonlight/Ay Işığı” olacak. Variety’nin 2016’nın en dikkat çeken yönetmenler listesinde işaret ettiği Barry Jenkins’in ustalık eseri sayılan film, En İyi Film ve En İyi Yönetmen dahil olmak üzere 8 daldaki adaylığıyla Oscar yarışının en güçlü adaylarından biri.

Galalar bölümü, Toronto’dan Venedik’e, Cannes’dan Sundance’e, dünyanın önemli festivallerinde büyük ilgi görmüş, yılın en çok beklenen filmlerini seyirciyle buluşturuyor.

“Brokeback Mountain/Brokeback Dağı”, “Pi’s Life/Pi’nin Yaşamı” filmlerinin Oscar’lı yönetmeni Ang Lee’nin Kristen Stewart, Chris Tucker, Garrett Hedlund ve Vin Diesel gibi isimleri buluşturduğu, sinema tarihinde ilk kez uygulanan yeni bir teknoloji kullanarak ultra-yüksek kare hızıyla çektiği son filmi “Billy Lynn’s Long Halftime Walk/Billy Lynn’in En Uzun Yürüyüşü”;
!f seyircisinin “Wendy and Lucy”, “Night Moves” ile de yakından tanıdığı, bağımsız sinemanın kraliçesi Kelly Reichardt’ın, Michelle Williams, Kristen Stewart, Laura Dern ve özellikle Lily Gladstone’un muhteşem oyunculuklarıyla da çok konuşulan son filmi “Certain Women/Mutlak Kadınlar”; Unutulmaz “Before Üçlemesi” ve en son, Oscar’a da uzandığı “Boyhood” ile bağımsız sinemanın en önde gelen yönetmenlerinden biri olan Richard Linklater’ın 80’lerde kolejli beyzbol oyuncusu bir grup gencin çılgın ve eğlenceli hayatını anlattığı son filmi “Everybody Wants Some!!/Herkes Biraz İster!!”; Dogma 95 akımıyla başlayan kariyerini “An Education/Aşk Dersi”, “One Day/Bir Gün” gibi popüler filmlerle sürdüren Danimarkalı kadın yönetmen Lone Scherfig’in Gemma Arterton ile Sam Claflin’i başrole taşıyan romantik komedisi “Their Finest/Aşkın Çekimi”;
Londra, Venedik film festivallerinden ödüller toplayan, Yabancı Dilde En İyi Film dalında Oscar adaylığına göz kırpan ve bir yeryüzü cennetinde yaşanan büyük bir aşkın gerçek hikâyesini anlatan büyüleyici ve dokunaklı “Tanna”;
İlk filmi “Midnight Swim/Gece Dalışı” ile atmosfer yaratmadaki başarısını ikinci filminde de sürdüren Sarah Adina Smith’in Rami Malek’in başrole taşıdığı ve Kubrick’in “Shining/Cinnet”i ile karşılaştırılan gerilimi “Buster’s Mal Heart/Buster’ın Hasta Kalbi”; “North”, “Chasing the Wind” filmleriyle Nordik sineması takipçilerinin yakından tanıdığı Norveçli Rune Denstad’ın zorunlu göçmenlik sorununa İskandinavlara has bir mizahi yaklaşımla ele aldığı son filmi “Welcome To Norway/Norveç’e Hoşgeldiniz” ve 70’lerin ikon televizyon sunucularından Christine Chubbuck’ın trajik bir sonla biten kariyerini anlatan ve özellikle başrolde Rebecca Hall’un yılın en iyi performanslarından birini verdiği “Christine”, Türkiye’de ilk kez !f İstanbul’da seyirci önüne çıkacak.

“Neighboring Sounds/Komşu Sesler” ile !f 2013 Keş!f Yarışması’nı kazanan Kleber Mendonça Filho’nun Cannes’da övgüyle karşılanan, özellikle başrolde Sônia Braga’nın eşsiz performansıyla hafızlara kazınan son filmi “Aquarius” ve
“Belle épine” ve “Grand Central” filmleriyle ödüller toplamış Rebecca Zlotowski’nin Natalie Portman ve Lily-Rose Depp’i buluşturan büyüleyici fantastik filmi “Planetarium” da İstanbul galasını yapacak.

Oscar ödüllü Hollandalı animasyon film yönetmeni Midhaël Dudok de Wit’in Studio Ghibli’nin yapımcılığında çektiği, Cannes’ın Belirli Bir Bakış bölümünden Jüri Özel Ödülü’yle dönen ve En İyi Animasyon dalında Oscar yarışının en güçlü adaylarından, diyalogsuz, sade, ama hipnotize edici “The Red Turtle/Kırmızı Kaplumbağa”;
‘Bottomless Belly Button’ (Dipsiz Göbek Deliği) ve ‘New School’ (Yeni Okul) gibi çizgi romanlarıyla tanınan Dash Shaw’ın Jason Schwartzman, Lena Dunham, Reggie Watts, Maya Rudolph ve John Cameron Mitchell gibi isimlerin seslendirdiği sofistike karakterlerle süslü filmi “My Entire High School Sinking into the Sea/Okulda Deniz Kazası” ve
“Shrek 2”, “Monsters vs. Aliens” filmlerinin yönetmeni Conrad Vernon’ın Greg Tiernan ile birlikte yönettiği, Seth Rogen, Kristen Wiig, James Franco ve Salma Hayek gibi yıldız isimlerin seslendirdiği, yılın en sıradışı animasyonu “Sausage Party/Sosis Partisi”, !f’lik animasyonlar olarak festival programında.

Hannes Holm’ün yazar Frederick Backman’le birlikte, Backman’ın İsveç’te çok satan romanından uyarladığı “A Man Called Ove/Hayata Röveşata Çeken Adam”, samimi ve insancıl bir kalple anlatılan sade ve mizahî hikâyesiyle sinemaseverlerin bu yılki “kendini iyi hisset” filmleri arasında özel yerini alacak.

Yabancı Dilde En İyi Film kategorisinde Oscar adayı olan filmin 22 Şubat saat 21:30’da Cinemaximum Kanyon’da yapılacak olan ilk gösterimi öncesinde Ford’un sunduğu “Ford Edge Özel Gösterimi” gerçekleşecek ve R.E.M., U2, Oasis için çektiği kült videolarla tanıdığımız Jake Scott’un Mads Mikkelsen ve Barbara Steele’i buluşturduğu göz alıcı aksiyonu “Le Fantôme” gösterilecek.

!f İstanbul’un kapanış filmi, yılın sinema olaylarından “T2 Trainspotting” olacak! Danny Boyle’un 1996’da Irvine Welsh’in efsanevi romanından uyarladığı ve sinema tarihinin en kült filmlerinden birisi oluveren “Trainspotting”in devam filmi olan “T2 Trainspotting”, bizi Mark Renton ile birlikte Edinburgh’a, Spud, Sick Boy ve Begbie’nin 20 yıl sonraki yaşamlarına götürüyor.

Bu kez Welsh’in devam romanından uyarlanan ve oyuncularını korumayı başaran filmde Ewan McGregor, Ewen Bremner, Jonny Lee Miller ve tabii ki Robert Carlyle başrolde. Sinemaseverler ayrıca !f kült bölümünde serinin ilk filmini de izleyebilecekler.

Seyirciyi beyazperdede yarattığı alanlarda oynamaya davet eden “Oyun”, bu yıl da kaçık bilimkurguları, tuhaflığıyla büyüleyen kült adayı filmleri, gerçeküstücü fantastikleri bir araya getirerek !f’çilerin en çok ilgi gösterdiği bölümlerden biri olmaya devam ediyor.

Tobias Nölle’nin ilk yönetmenlik denemesinde Berlin’in Panorama Bölümü’nde FIPRESCI Ödülü’nü alan, aşık olmaktan korkan bir adamın hayal ile gerçekliğinin birbirine karıştığı hayatını anlatan, eleştirmenlerce “Amelie” ile karşılaştırılan filmi “Aloys/Aloys: Âşık Olamayan Adam”;

2000’lerin başında yayımlanan ‘Sarah’ romanında travmatik çocukluk hikayesini anlatan, Andy Warhol’u çağrıştıran görüntüsü ve aralarında Marilyn Manson, Courtney Love, Winona Ryder ve Billy Corgan gibi bir çok ünlünün ‘en yakın arkadaşı’ olarak medyayı uzunca bir süre meşgul eden, JT Leroy’un aslında yazar Laura Albert’ın persona’sı ve hayali karakteri olduğunun ortaya çıkmasının tuhaf hikâyesini konu alan “Author: JT LeRoy Story/Bir JT LeRoy Hikâyesi”;

Shakespeare’in ‘Bir Yaz Gecesi Rüyası’nın İspanyolca çevirisi üzerinde çalışmak için bir konuk sanatçı programının davetlisi olarak New York’a giden Arjantinli genç bir tiyatro yönetmeninin yaşadıklarını konu alan ve Shakespeare esintilerini günümüz New York’una taşıyan “Hermia & Helena”;

Hindistan’da Google’ın çağrısıyla bir gün boyunca milyonlarca insanın telefonları ya da kameralarıyla kendi hayatlarını kaydetmesi sonucu kurgulanmış Richie Mehta filmi “India in A Day/Bir Günde Hindistan”;

David Lynch’in “Elephant Man/Fil Adam” klasiğiyle karşılaştırılan, otistik ve oldukça deforme bir bedene sahip Rikard’ın sıcacık hikâyesini konu alan “The Giant/Dev”;

Araştırmacı belgeselci Louis Theroux’un Scientology tarikatı hakkında bilgi toplamak üzere Los Angeles’a gidişiyle başlayan ve tuhaflığı elden bırakmayan son belgeseli “My Scientology Movie/Scientology Filmim”;

Sıcacık bir büyüme hikâyesini oğul-baba ilişkisi üzerinden anlatan, Sundance’ten iki ödül birden alan ve geçen yılın en ilgi gören bağımsızlarından sayılan “Morris From America/Amerikalı Morris”;

Ann Marie Fleming’in Kanadalı genç bir kadın şairin bir şiir festivali için davet edildiği İran’da kendi geçmişine yaptığı yolculuğu etkileyici çizimlerle izleyeceğimiz animasyonu “Window Horses/Camdan Atlar”;

İlk filminde gösterdiği ustalıkla eleştirmenlerden övgüler toplayan Anna Biller’ın Gotham ve Bağımsız Ruh Ödülleri başta olmak üzere pek çok bağımsız film festivalinin gözdesi filmi “The Fits”;

Genç Rus yönetmen Ivan I. Tverdovskiy’nin tuhaf, rahatsız edici ve bir o kadar büyüleyici gotik masalı “Zoology/Hayvanoloji”;

Hollywood’un tür filmlerini bozan filmleriyle tanınan feminist yönetmen Anna Biller’ın 1960’lar kötü romanları estetiğini kullanarak bu kez cadı ve femme fatale karakterleri kendi üslubuyla yorumladığı son şaheseri “The Love Witch/Aşk Cadısı”, oyuncaklı filmlerden hoşlananların radarından kaçmayacak.

!f İstanbul’un sanat ve hayatın birbirine karıştığı etkileyici hikâyeleri buluşturduğu “Sanat Hayat İçindir!” bölümü, bu yıl da merakla beklenen belgeselleri bir araya getiriyor; David Lynch’ten Marina Abromovic’e, Maya Angelou’dan Franca Sozzani’ye, farklı disiplinlerden sanatçıların hayatlarına daha yakından bakabilme fırsatı sunuyor.

“Eraserhead”, “Twin Peaks”, “Blue Velvet” ve 21. yüzyılın en iyi filmi seçilen “Mulholland Drive” gibi klasiklerin yaratıcısı David Lynch’in hayatına dair bugüne dek yapılmış en kapsamlı belgesel olan “David Lynch: The Art Life/David Lynch: Yaşam Sanatı” bölümün en heyecan verici yapımlarının başında geliyor. Dünya galasını Venedik’te yapan ve efsane yönetmenin Amerika’da küçük bir kasabadaki çocukluk yıllarından bugüne dek yayınlanmamış pek çok arşiv görüntüsü içeren film, Lynch’i Lynch’in kendisinden dinlediğimiz etkileyici ve samimi bir yolculuk.

Performans sanatının en ünlü isimlerinden Marina Abramović’in kişisel şifa ve ilham arayışı içinde Brezilya’da kutsal ritüellerin peşine düşmesi ve bu yolculuğun yaratıcı sürecini nasıl da açığa çıkardığını konu alan “The Space in Between: Marina Abramović and Brazil/Marina Abramović Araf’ta”, seyirciyi sanatçının cesur ve samimi portresiyle buluştururken;

3 yıl önce kaybettiğimiz Afroamerikan yazar ve şair Maya Angelou hakkında yapılmış ilk film olan “Maya Angelou And Still I Rise/Maya Angelou: Yine de Ayağa Kalkarım” da Angelou’nun dansçılığı ve şarkıcılığı gibi az bilinen yönlerinden politik aktivizmi ve yazarlığına uzanan bir hayata içeriden bakıyor.

Stockholm, Nashville, Kudüs film festivallerinde en iyi belgesel seçilen, Çin’de 3 yıl önce saldırıya uğramış genç kadınlara destek olmak için başlattığı eylemle tüm dünyanın dikkatlerini üzerine çeken ve aralarında Ai Weiwei gibi isimlerin de bulunduğu bir çok sanatçıya ilham veren kadın aktivist Ye Haiyan’ın mücadelesini konu alan “Hooligan Sparrow/Holigan Serçe” ve İtalyan yetişkin filmlerinin en tanınmış oyuncu ve yönetmenlerinden Rocco Siffredi’nin kariyerini konu alan “Rocco”, bölümün merak uyandıran diğer filmleri…

Aralık 2016’da kaybettiğimiz ve moda dünyasının kaderini belirlemiş Vogue İtalya’nın efsanevi yayın yönetmeni Franca Sozzani’nin oğlu Francesco Carrozzini’nin gözünden ilham verici portresini sunan “Franca: Chaos and Creation/Franca: Kaos ve Kreasyon”, Vogue Türkiye’nin özel gösterimi ile moda tutkunlarını bekliyor. Seçtiği, kimi absürt kimi görkemli, hep hayranlık uyandıran ama sıklıkla da tartışma yaratan Vogue kapakları ile sadece birtakım kuralları yıkmakla kalmamış, aynı zamanda son 25 yıl boyunca moda, sanat ve ticaret alanlarındaki standartları da yükseltmiş olan bu efsane ismin kariyerini kendi ağzından dinlerken, Karl Lagerfeld, Bruce Weber, Baz Luhrmann, Courtney Love gibi sayısız ünlünün ona hayranlığına da tanık oluyoruz.

Yaratıcılığa ve deneyimlere açık sinemaseverlerin !f alanı “Karanlık & Köşeli” bölümünde bu sene de, karanlık ve rahatsız edici yapımlardan senenin en çok konuşulan fantastik ve avangart filmlerine, seyircinin ‘görme biçimleri’ni altüst eden, algının kapılarını sonuna kadar açmayı hedefleyen filmler toplanıyor.

Japon sinemasının en cesur yönetmenlerinden Sion Sono’nun, Japon pink film (Pinku eiga) endüstrisini hicvettiği son garipliği “Anti-Porno”;

“Sightseers”, “Locke”, “Hot Fuzz” gibi filmlerle bağımsız sinemanın en sevilen komedyenlerinden Alice Lowe’ın ilk kez kamera arkasına geçerek annelik miti üzerinden enfes bir korku hikâyesi anlattığı “Prevenge/Hamintikam”;

Japon yönetmen Tetsuya Mariko’nun “Fight Club/Dövüş Kulübü” ve “Clockwork Orange/Otomatik Portakal”la karşılaştırılan, şoke edici sahneleriyle heyecan uyandıran son filmi “Destruction Babies/Yıkım Bebekleri”;

Michael O’Shea’nın ilk yönetmenlik denemesiyle Cannes’da Altın Kamera ve Belirli Bir Bakış ödüllerine aday gösterildiği, eleştirmenlerce “Let the Right One In” ile birlikte anılan vampir draması “The Transfiguration/Dönüşüm”;

!f seyircisinin 2011 yapımı ödüllü filmleri “Black Pond/Kara Göl” ile yakından tanıdığı ikili Will Sharpe ve Tom Kingsley’in içinde bilimkurgu, paralel evrenler, İngiliz su kanallarının karanlık geçitleri ve bol miktarda mizah barındıran son filmleri “The Darkest Universe/Paralel Evren”;

İlk sinema filminde eşsiz bir atmosfer yaratarak seyircinin nefesini kesen Nicolas Pesce’nin Fantastik Sinema Festivali’nden en iyi film, yönetmen, senaryo, kurgu ve görüntü yönetmeni ödüllerinin hepsini birden toplayan tuhaf korkusu “The Eyes of My Mother/Annemin Gözleri”, karanlık ve köşeli hikâyelerden hoşlanan !fçilerin kaçırmaması gereken filmler…


!f music bu yıl da yılın beklenen müzik filmlerini buluşturuyor. Bunlardan ilki, efsanevi The Rolling Stones’un 2016 turnelerinin son ayağı olan Havana konserinin perde arkasını anlatan “The Rolling Stones Olé Olé Olé!: A Trip Across Latin America/The Rolling Stones: Latin Amerika’da Bir Yolculuk Hikâyesi”. Hollywood Reporter’ın “Konser performanslarını kayda alan benzer müzik filmlerinden çok daha fazla sözü olan, beklenmedik biçimde duyguyla yüklü” sözleriyle övdüğü film, grubun tarihindeki en önemli anlardan birisine, Havana’da verdikleri ücretsiz, 1.2 milyon kişinin coşarak izlediği efsanevi saatlere tanıklık ediyor. The Rolling Stones’u Küba’da konser veren ilk yabancı grup olarak tarihe yazan bu konserden görüntülerin yanı sıra daha önce pek görmediğimiz canlı performanslarını da izleyebileceğimiz film, bir müzik filmi olmaktan öte grubun kişisel yolculuğuna da davet ediyor.

Bölümün merakla beklenen bir diğer filmi ise ikonik İngiliz rock grubu Oasis’in inanılması güç yükselişini konu alan “Oasis: Supersonic”. “Amy” belgeselinin yönetmeni Asaf Kapadia’nın yapımcıları arasında olduğu ve daha önce görülmemiş arşiv görüntülerine dayanan film, Manchester’ın fakir bir mahallesinden gelen Gallagher kardeşlerin üç yıl içinde tüm zamanların en büyük müzik gruplarından birine dönüşmelerinin hikâyesini anlatıyor.

Müzikseverler !f music’te ayrıca; gelmiş geçmiş en ünlü rock fotoğrafçısı, şair ve saykedelik kâşif Mick Rock’ın hayatına ve anılarına daldığımız, David Bowie, Syd Barrett, Blondie, Queen, Lou Reed ve Iggy Pop gibi arkadaşlarının artık ikonlaşmış fotoğraflarının nasıl çekildiğinin hikâyesini de dinlediğimiz “Shot! The Psycho-Spiritual Mantra Of Rock/Klik! Rock’ın Ruhani Mantrası”;

Dünyaca ünlü müzisyen İlhan Erşahin tarafından East Village’da kurulan ve New York’un müzik kültürünü etkilemiş aynı adlı underground caz kulübünün hikâyesini anlatan “Nublu”;

İran hükümetinin baskıcı tutumlarına rağmen kendi müziklerini yapma ve albüm yayınlama mücadelesindeki iki genç DJ, Anoosh ve Arash’ın ilham verici hikâyeleri “Raving Iran/İran’da Rave”;

80’lerin sonlarında melodik metal tınılarıyla ve şaşaalı giyimleriyle Japonya’da müzikal bir devrim başlatan, 1997 yılında, başarının zirvesindeyken dağılmalarıyla geride milyonlarca üzgün hayran kitlesi bırakan kült müzik grubu X Japan’ın müzikleri kadar sıradışı hikâyelerini perdeye taşıyan “We Are X/Biz X’iz”i de izleme şansı yakalayacak.

 

Tüm öğrencilere !f bileti 2 TL!

Bu yıl !f İstanbul, genç !f’çilere özel bir indirimle geliyor. Öğrenci kimliğini gösteren !f’çilere hafta içi gündüz seanslarındaki filmler 2 TL’den satışa sunulacak. İş’te Üniversiteli ya da Maximum Kart sahibi öğrenciler ise aynı seansları 1 TL ödeyerek izleyebilecekler.

!f İstanbul’un diğer seanslar için bilet ücretleri ise şöyle olacak:

İstanbul
Hafta içi gündüz gösterimleri (19:00 öncesi tüm seanslar)
Tam: 10 TL Öğrenci: 2 TL
Hafta içi 19:00 seansı ve sonrası ile hafta sonu tüm gün
Tam: 20 TL Öğrenci: 17 TL
21:30 – 22:00 seansları
Tam & Öğrenci: 22 TL

Ankara ve İzmir
(19:00 öncesi tüm seanslar)
Tam: 10 TL Öğrenci: 2 TL
Hafta içi 19:00 seansı ve sonrası ile hafta sonu tüm gün
Tam: 19 TL Öğrenci: 16 TL
21:30 – 22:00 seansları
Tam & Öğrenci: 20 TL

!f İstanbul’un atölyelerden sohbetlere uzanan 2017 etkinlik programı bu yıl da dolu dolu. Atölye ve sohbet programlarına ekstra olarak bakın derim. Ben basın bültenini elimden geldiğince kısaltmaya çalıştım ama ancak bu kadar oldu. O kadar fazla güzel film, bölüm var ki. Detayları aşağıdaki hesaplarda bulabilirsiniz.

İyi seyirler…

www.ifistanbul.com

ifistanbul.com/blog
twitter.com/ifistanbul
facebook.com/ifistanbul
instagram.com/ifistanbul

 

Share This:

Monte Carlo Balesi’nden Çağdaş Bir Klasik: “GÖL – KUĞU GÖLÜ’NE İTHAFEN” 2 Gece Üst Üste İstanbul’da

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) ve Zorlu Performans Sanatları Merkezi (PSM) yaptıkları iş birliğiyle Mayıs ayında çok özel bir projeyi İstanbul’da ağırlayacak.

Dansı tiyatroyla birleştirirken sanatın tüm alanlarından beslenen yönetmen ve koreograf Jean-Christophe Maillot’nun, Fransa’nın en önemli edebiyat ödüllerinden Goncourt Akademisi Ödülü’nün sahibi yazar Jean Rouaud’nun iş birliğinde hayata geçirdiği prodüksiyon, Çaykovksi’nin başyapıtına yepyeni bir yaklaşım getiriyor.

“GÖL – Kuğu Gölü’ne ithafen”de, Siegfried ve Odette’in zamana meydan okuyan hikâyesi, çarpıcı sahne tasarımı ve kostümlerle büyüleyici bir deneyime dönüşüyor. Gösterinin sahne tasarımı, ışık ve karanlıkla oynayarak düşlerin gerçeğe dönüştüğü bir dünya yaratan görsel yönetmen Ernest Pignon-Ernest tarafından hazırlandı. Philipe Guillotel’in klasik ve güncel öğeleri kullanarak hazırladığı kostümler ise eseri tamamlıyor.

Kökleri, Sergei Diaghilev önderliğinde 1909 yılında atılan ve tüm dünyada bale sanatına yeni bir anlam katarak çığır açan Ballets Russes Topluluğu’na dayanan Monte Carlo Balesi, 1985 yılında H.R.H. Hannover Prensesi’nin isteğiyle kuruldu. 1993 yılından bu yana Jean-Christophe Maillot’nun yönetiminde olgunluk ve mükemmelliğin temsili haline gelen topluluk 50 başarılı dansçıdan oluşuyor.

İzleyicilerin nefesini tutarak izleyeceği “GÖL – Kuğu Gölü’ne ithafen”, 16 Mayıs Salı ve 17 Mayıs Çarşamba akşamları saat 20.00’de Zorlu PSM Ana Tiyatro’da izlenebilecek.

Zorlu PSM Ana Tiyatro’da gerçekleştirilecek “GÖL – Kuğu Gölü’ne İthafen” gösterisinin biletleri 11 Şubat Cumartesi günü satışa çıkıyor.

Biletix satış noktaları, Biletix Çağrı Merkezi (0216 556 98 00), biletix.com, İKSV Ana Gişe (10.00–18.00 saatleri arasında; pazar günleri hariç) ve Zorlu PSM gişelerinden satılacak biletlerin fiyatları 300-250-200-150-90-50 TL arasında olacak.

Gösteride tam biletlerin yanı sıra öğrenciler için indirimli bilet de sunuluyor. Lale Kart üyeleri, biletlerinde %25’e varan özel indirimlerden yararlanabiliyor. Ayrıca, sınırlı sayıdaki Zorlu World sahiplerine etkinlik biletleri %20 indirimli.

Share This:

İstanbul Modern’in Son Sergisi ‘Liman’

Geçtiğimiz Perşembe, Ücretsiz Perşembe kapsamında İstanbul Modern’i ve tabii ki son sergisi ‘Liman’ ı gezdim.

28 Ocak – 4 Haziran 2017 tarihleri arasında gezebileceğiniz sergi, liman konusunu farklı boyutlarıyla işliyor. Coğrafi bir konum olmanın ötesinde, toplumsal ve ekonomik bir etkileşim alanı olarak liman bölgelerini görsel sanatlardaki yansımalarıyla araştıran sergi, “liman” kavramının sembolik ve metaforik açılımlarına da yer veriyor.

İstanbul kentinin deniz ve limanlarla ilişkisini vurgulayan “LİMAN”, 19. yüzyıldan günümüze Türkiye sanatında deniz kenarında ve liman çevrelerinde gelişen kültürel ve toplumsal hayatı mercek altına alıyor.

Türkiye’de denizcilik kültürü, toplumsal tarih ve görsel sanatlar alanlarını kapsayan sergi, bir zaman çizelgesi de sunuluyor. Theodosius (Yenikapı) Limanı’na dair arkeolojik çalışmalardan günümüze İstanbul kentinin tarihini limanlar üzerinden özetleyen zaman çizelgesi, kentin deniz ve limanla olan ilişkisine dair belli başlı dönüşüm ve kırılmalara işaret ediyor.

Venedik Bienali 15. Uluslararası Mimarlık Sergisi’ndeki Türkiye Pavyonu için hazırlanan “Darzanà: İki Tersane, Bir Vasıta” projesi kapsamında tasarlanıp Haliç tersanesinde üretilen Baştarda adlı tekne ise, “LİMAN” sergisi kapsamında müze bahçesinde yeniden kurularak izleyiciyle buluşuyor. Darzanà ile kendi fotoğrafımı paylaşayım dedim. 🙂

Sergide yer alan sanatçılar ise şöyle: Nevin Aladağ, Meriç Algün Ringborg, Hüseyin B. Alptekin, Avni Arbaş, Volkan Aslan, Turgut Atalay, Antonio Cosentino, Darzanà (Feride Çiçekoğlu, Mehmet Kütükçüoğlu, Ertuğ Uçar), Hasan Deniz, Cevat Dereli, Abidin Dino, Burhan Doğançay, Feyhaman Duran, Mıgırdiç Givanian, Ara Güler, Nedim Günsür, Nuri İyem, Özer Kabaş, Borga Kantürk, Gülsün Karamustafa, Volkan Kızıltunç, Muhsin Kut, Mıgırdiç Melkon, Yasemin Özcan, Serkan Özkaya, Sébah & Joaillier, Arslan Sükan, Hüsnü Tengüz, Cemal Tollu, Selim Turan, Ömer Uluç, xurban_collective (Güven İncirlioğlu, Hakan Topal), Mümtaz Yener, Fausto Zonaro

Küratörler: Çelenk Bafra, Levent Çalıkoğlu
Asistan Küratörler: Aslı Can, Senem R. Kantarcı

Share This:

Babylon’da 4-10 Şubat

Babylon’un bu haftaki programında Bob Marley Doğum Günü Kutlaması, Tantana Records Label Night, Nil Karaibrahimgil, Omar Souleyman var.

Bob Marley’in 72. doğum günü 4 Şubat Cumartesi, her yıl olduğu gibi bu yıl da Babylon’da kutlanıyor. Sattas, Bosphoroots, Ras Memo ve Da Frogg Eyez’ın Bob Marley için çalacağı bu özel gecede, kitleleri peşinden sürükleyen, özgürlüğe, sevgiye ve hayata tutkusunu her alanda ifade eden sanatçının şarkıları Babylon’da hep beraber söylenecek.

Tantana Records 8 Şubat Çarşamba akşamı ruh halinize tercüman olacak üç farklı ekip ile müzikseverleri Babylon’a davet ediyor. Geçtiğimiz haftalarda yayınlanan ilk canlı kayıt uzunçalarları “Waves”i yayımlayan beşli Help! The Captain Threw Up, hınzır şarkı sözleriyle, trajikomik zamanların Kadıköylü şairi Ati önderliğinde Yıldıztozu, 2016’nın takdir toplayan albümlerinden “Garip Davam”a imza atan Gözyaşı Çetesi Tantana Records Label Night kapsamında Babylon’da sahne alıyor.

Eğlenceli sahne performansı ve renkli yorumuyla Nil Karaibrahimgil, 9 Şubat Perşembe Babylon sahnesine konuk oluyor. Ders çıkardığı hikayeleri, seyirciden aldığı kelimelerle yazdığı şarkıları ve tanıdık sesi ile dinleyicileri motive eden sanatçı, konser vermeyi her şeyden çok sevdiğini söylüyor.

Glastonbury Festivali, Nobel Barış Ödülleri töreni gibi uluslararası sahnelere çıkan Omar Souleyman, 10 Şubat Cuma gecesi bir kez daha Babylon’da müzikseverlerle buluşuyor. Suriye’nin buzuki, rebab ve Suriye halk müziğinin zengin melodileriyle yetişen sanatçının 500’den fazla video kaydı bulunuyor. Damon Albarn ve Björk gibi isimlerle çalışmalar da gerçekleştiren Omar Souleyman, İstanbul’u bir kez daha ziyaret ediyor.

 

*Basın bülteninden.

Share This:

“Son Dizesiz Şiirler: Didem Madak” Belgeseli

“Son Dizesiz Şiirler: Didem Madak” belgeseli 30 Ocak 2017 saat 20:00’de İstanbul Şişli Kent Kültür Merkezi’nde ilk kez seyirci ile buluşacak.

Belgeselin çekilme hikayesi şöyle: Yönetmen Fatih Zenginoğlu, 2012 yılında sosyal medyada bir Didem Madak şiiri olan “İris’in Ölümü”nden alıntılanmış bir ileti ile karşılaşıyor. “Herkes çıkarsın kalbini o çirkin mücevher sandığından ve herkes onu birbirine fırlatsın Tanrım” dizeleri sayesinde Didem Madak’la tanışan yönetmen, bu dizeleri yazan kişiyi araştırmaya başlıyor.

Ve Didem Madak’ın şiirlerindeki yalınlık, gerçeklik ve samimi üsluptan etkileniyor. Didem Madak’ın genç yaşta hayatını kaybetmesi ve onu fark edememiş olmak onda bir etki bırakır ve bu belgeseli yapmaya karar veriyor.Belgeselde Didem Madak’ın şiirleri 9 erkek ve 1 kadın oyuncu tarafından yorumlanarak seslendiriliyor. Bu sanatçılar: Defne Yalnız, Musa Uzuner, Bülent Emin Yarar, Yetkin Dikinciler, Levent Üzümcü, Tuncer Salman, Burak Tamdoğan, Lebip Gökhan, Nebil Sayın ve Hakan Özgömeç.

Yönetmenliğini Hikmet Kerem Özcan’ın yaptığı belgeselin yapımcısı Fatih Zenginoğlu. Görüntü yönetmeni Ömer Miraç Tunç’un yanı sıra müzikler Cenap Oğuz’a ait. Ayrıca ekibin diğer üyeleri de şu şekilde: Sezen Aray (Genel Koordinatör), Emre Kaan Özen, Çağatay Hunca (Ses), Özlem Karataş (Reji), Cem Çatık (Ses Miksaj), Yavuz Pullukçu.

Ben de bir Didem Madak sever olarak belgeseli çok merak ediyorum ve ilk fırsatta izleyeceğim. Benim gibi şiir ve özellikle Didem Madak severlere duyurulur.

Share This:

Loving Vincent, Vincent’i Sevmek Filminin Fragmanı Yayında


Uzun zamandır beklenen an geldi ve ilk defa ‘Stop Motion Painting’ tekniğiyle yapılan film olma özelliğini taşıyan, yaratım süreci altı yıldır devam eden Loving Vincent’ın full fragmanı sonunda yayınlandı.  Van Gogh hayranı biri olarak ekstra heyecanla beklediğim filmin her sahnesi yağlı boyalardan oluşuyor.

Polonyalı BreakThru film ve İngiliz Trademark şirketinin ortaklığında, 115 ressamla, Van Gogh’un 94 tablosunun, toplamda 62,450 yağlı boya sahnesinin tek tek elle çizilerek kullanıldığı film sadece tekniğiyle değil Van Gogh’un eserleri ve gizemli ölümüne de dikkat çekeceğe benziyor.

Filmin yönetmenleri aynı zamanda birer ressam olan Dorota Kobiela ve Hugh Welchman. Başrollerde ise Saoirse Ronan ve Aidan Turner var.

Filmin gösterim tarihi henüz belirlenmedi. Twitter ve Facebook  hesaplarını takip ederek öğreneceğiz artık.

 

Share This: