Öksürüğe ne iyi gelir?

Öksürük çoğunlukla kış aylarında görülse de aslında her mevsim yakalanabileceğimiz bir rahatsızlık. Soğuk algınlığı, nezle, viral enfeksiyonlar, klima çarpması ve sigara veya astım, tüberküloz ve akciğer kanseri gibi sağlık sorunları öksürüğe neden olabiliyor.

Akciğerlerimizdeki ödem öksürüğe neden olurken, öksürük geldi mi bir türlü gitmek bilmez ve olur olmaz zamanlarda bizi yakalayarak, bulunduğumuz ortamlarda zor durumlarda kalmamızı sağlayabilir. Çünkü boğazımızda veya üst solunum yollarında hissettiğimiz bizi rahatsız eden bir tıkanma olduğu için, beynimiz burada yabancı bir madde olduğunu düşünür ve bunu maddeyi çıkarabilmek için vücudumuza öksürmemizi söyler.

Öksürük bazen boğazda kaşınma, bazen göğüste ağrı ve sıkışıklık şeklinde nüksedebilir. Bizler de öksürüğümüzü geçirebilmek için türlü yollar deneriz. Öksürük şuruplarının ve soğuk algınlığı ilaçlarının yerine mutfağımızda yapabileceğimiz doğal tedaviler bizim için kurtarıcı. Bitkiler her zaman olduğu gibi öksürük sorununu gidermekte de insanoğlunun en büyük yardımcısı ve ödemi sökmekte çok başarılı oldukları da bir gerçek.

Fakat bunlardan hangileri en faydalı ve çabuk etki gösteriyor? Sizler için derledim.

1. Bal (Bal öksürüğü bastırıp, boğazımızı yumuşatma konusunda en etkili çözümlerden biri. İster sade ister kekik veya karabiber ekleyerek çay kaşığı ile gün boyunca tüketebilirsiniz. Limon da ekleyebilirsiniz.)

2. Karabiber çayı

3. Ilık süt ve bal (Ballı ılık süt kuru öksürüğe ve göğüs ağrısına iyi gelir. Özellikle uyumadan önce içilirse daha rahat bir uyku çekilir.)

4. Turunçgiller (Bol bol turunçgil tüketmek önemli.)

5. Pekmez (Özellikle kuru öksürüğe iyi geliyor.)

6. Bitki çayı- bal (Bitki çaylarını balla içmek göğüsteki sıkıntıyı hafifletiyor.)

7. Badem – portakal suyu

8. Okaliptüs (Okaliptüs özü içeren şekerleri günde birkaç kez tüketmek öksürüğünüzü hafifletecek, sizi rahatlatacaktır.)

9. Soğan (Yarım çay kaşığı soğan suyu ve bir çay kaşığı saf balı karıştırın. Günde iki kere yutun.)

10. Çikolata (Bitter çikolata ve kakao özü öksürüğe iyi geliyor.)

11. Ananas suyu- bal (Geçmeyen öksürüklerde çok faydalı bir karışım.)

12. Zencefil (Zencefili küçük parçalara ayırıp ezin ve kaynatın. Limon suyu ve bal ekleyerek günde 3-4 defa için veya taze zencefili çiğneyin.)

13. Sarımsak (Hem antibakteriyel hem de antimikrobik bileşenler taşıyan sarımsağı ezip, sarımsak yağı damlatın biraz da bal ekleyerek için.)

Bütün bu besinlerin yanında bol su içmek, odanızın havasını nemli tutmak, elma sirkeli yastıkta yatmak, sıcak duş almak, buhar banyosu yapmak, geç saatte yemek yememek, boğazı sıcak tutmak, tuzlu suyla gargara yapmak da öksürüğü geçirmek için faydalı uygulamalar. Umarım işinize yarar.

Share This:

ikincikat’ta bir ‘kabile’ hikayesi

kabilelerUzun zamandır yoğun çalışmanın sonucunda tiyatroya gidemememin acısını ‘Kabileler’ oyununu izleyerek çıkarmıştım. Ama üzerine yine çok çalıştığım için bir türlü yazarak sizinle paylaşamamıştım. Neyse ki sonunda sizleri de bu oyundan haberdar edebiliyorum. Hem de 14/15/16/28/29/30 Nisan tarihlerinde izleme şansınız varken. 🙂 Bu yazıyı okuduğunuzda eğer bu tarihleri kaçırdıysanız da şu linkten İkinci Kat’ın programına ulaşabilirsiniz.

Nina Raine’in 2010’da yazdığı İngiltere, Amerika ve birçok ülkede büyük yankı uyandıran ödüllü bir oyun ‘KABİLELER/TRIBES’, Türkiye’de de ilk kez ikincikat’ta sahneleniyor.

Bu aile ilginç bir aile, kendilerini her şeyden soyutlamışlar ve sadece kendi doğrularıyla yaşıyorlar. Oyun da ailenin gündelik yaşamından kesitleri anlatıyor. Sizin için özetleyecek olursam, evin en küçüğü Billy sağırdır ama ev halkı onu sağır olarak kabul etmez. Aile Billy’ye dudak okumasını öğretmiş, Billy’yi işaret diline ihtiyaç duymadan büyütmüştür. Entelektüel ve gürültü seviyesi yüksek olan ailenin içerisinde sessiz varlığını sürdüren Billy’nin yaşamı, sağır bir ailede doğmuş, kendisi de yavaş yavaş sağırlaşmakta olan Slyvia ile tanışmasıyla değişir. Kelimelerimiz ne hissettiğimiz söylemeye yeter mi? sorusunu sorgulayan oyunda özellikle Billy rolünü oynayan Barış Gönenen’in performansı izlemeye değer.

Oyunun diğer oyuncuları İbrahim Halaçoğlu, Ayşe Lebriz Berkem, Haydar Köyel, Gülce Oral ve Tuğçe Altuğ da keza öyle.

Slyvia rolünü oynayan Tuğçe ile Billy rolünü oynayan Barış’ın bu yıl Afife Ödülleri’nde aday gösterilmeleri de oyunun ve oyuncuların başarısını kanıtlıyor.

 

kabileler 2

Oyunun tek kötü tarafı biraz uzun olması. Giderken 120 dakika olduğunu hesaba katarak gidin.

ikincikat nerede diye sorarsanız? Emekyemez Mah. Sarı Zeybek Sok. Demirci Fettah Çıkmazı No:2 Beyoğlu/İSTANBUL
Yani aslında Karaköy Perşembe Pazarı’nın orada. Hatta Perşembe Pazarı durağında inerseniz veya Tünel’den o tarafa doğru yürürseniz daha kolay gidersiniz. Benden söylemesi. 🙂

Share This:

Pöö Labs

Yaz aylarında en sevdiğimiz yiyeceklerin başında dondurma gelir.  Ben ise dondurmayı yaz kış yiyenlerdenim. Ağustos’un en sıcak günlerinden birinde, hatta doğum günümde, değişik bir dondurma deneyimi yaşamak üzere Pöö Labs‘e gittim.

Sıvı nitrojeni dondurmaya dönüştürüyorlar daha acayip ne olabilir.

ece love

Dondurmalar hazırlanırken ilk olarak özel dondurma bazı hazırlanıyor, sonra da taze mevsimsel meyveler, karamelize meyveler, közlenmiş sebzeler, kaliteli çikolatalar, yöresel peynirler gibi değişik lezzetler baza katılıyor.

İlk olarak ‘Kara Orman Meyveli’ dondurmayı denedim.

Daha sonra sıra ‘Vanilyalı Roibos Çaylı’ dondurmaya geldi. Dumanların çıktığı ve beni lezzetten lezzete sürükleyen hurmalı, közlenmiş patlıcanlı dondurma ve redbull’lu vişneli sorbenin ardından, artık dondurmaya farklı bir gözle bakar hale geldim. Özellikle közlenmiş patlıcanlıya bayıldım.

Tüm yaz boyunca her hafta değişen menüsüyle hem klasik hem de mevsim meyvelerini bir araya getiren Pöö Labs’i ben çok sevdik.

Aa, bu arada Pöö Labs‘in isminin nereden geldiğini de söyleyelim. Pöö, buranın köpeğinin adı. Geldiğinizde göremediyseniz, duvarlardaki resimlerden kendisiyle tanışabilirsiniz. 🙂

Share This:

Armada Teras’ta Tarihi Yarım Ada Manzaralı Yemek Keyfi

İstanbul’un en güzel yerlerindendir tarihi yarım ada bölgesi. Genelde turistlerin tercih etmesinden midir bilinmez, İstanbullular’ın yemek mekanı tercihlerinde pek ön plana çıkmaz.

ece armada teras

Yaptığım etkinliklerden birinde bunu biraz değiştirmek istedim. Ve yemek bloggeri arkadaşlarla muhteşem manzaralı Armada Otel‘in terasında buluştuk.

image

Bizim için hazırlanan masada İstanbul Degüstasyon Menüsü’nü denemek için hazırdık. İstanbul’a tepeden bakarken, güler yüzlü personeliyle servis veren restoranda keyifli bir sohbet başlamıştı bile.

İlk olarak sekiz mezeden oluşan Şef’in Soğuk Çilingir Tepsisi’ni denedik, sonra sıra Hünkar Sahanı’na geldi. Hünkar beğendi ve bulgur pilavıyla tatlandırılan, kuzu pirzola, piliç külbastı, dana lokum ve ızgara sebzeden oluşan sahan hepimizi tıka basa doyurmaya yetti.

  • image

Ama ikramlar bununla son bulmadı, karışık Türk tatlılarından oluşan tabak ve çayla birlikte, bir de meyve eklenince hem tıka basa doyduk hem de çok keyifli bir gece geçirdik. Armada Teras farklı bir lokasyonda keyifli bir yemek yemek için tercih edilebilir.

image

Fotoğraflar için Fatih’e çok teşekkürler!

Share This:

Kafe Pi Asmalımescit

Asmalımescit’in en işlek yerinde bulunan Kafe Pi Asmalımescit Bomonti Brasserie‘yi sadece bir şeyler içmek için tercih ediyorsanız, çok zengin bir menüyü kaçırıyorsunuz.

image
Sadece yaptığım etkinlikte değil, daha sonrasında da gittiğimde mekandan her zaman memnun ayrıldım. Menüsünde yok yok. Başlangıç olarak çıtı pıtı, kanat sepeti, dürüm kovası ve pizza, sonrasında tantuni pide, kıymalı taco ve mini Pi burger, sonrasında iskender salata, keçi peynirli salata ve kaşık salata…
Başlangıçların bu kadar çeşitli ve lezzetli olmasıyla zaten doyuyorsunuz. Ama ana yemek de yiyeceğim derseniz: Kırmızı Soğanlı Dana Pirzola gayet güzel.
image

Cevriye diye bir tatlıları bile var. Kokteylleri zaten meşhur. Herkes kendi damak tadına uyan bir şeyi mutlaka bulacaktır.

kafe pi asmalımescit

Share This:

Sahrap Pera’da İftar

Zomato’ya başladığımda ilk etkinliklerimden biri, ekran mutfaklarının sevilen yüzü Sahrap Soysal’ın ev sahipliğinde Sahrap Pera’da iftar sofrasıydı.

Asmalımescit’in çiçeği burnunda mekanlarından Sahrap Pera’nın ev sıcaklığındaki şık dekoru ve 80’li, 90’lı yılların müzikleri eşliğinde keyifli bir şekilde iftar saatini beklerken, Sahrap Hanım da tatlı sohbetiyle bizi yalnız bırakmadı.

İftariyelikler ve başlangıçlarla başladığımız yemekte tattığımız lezzetlerin birçoğunun adını duymuş olsak da kendi yorumunu katmış olması nedeniyle farklı sunumlarla karşılaştık.

İlk olarak iftariyeliklerin yer aldığı masamıza daha sonra köz patlıcan salatası, mercimek dondurması, cevizli köz biber salatası, karidesli humus ve pancar cipsli levrek marin servis edildi. Bütün bunların yanında mevsimlik şerbetlerimizi yudumladık…

Başlangıçlardan sonra sıra ara sıcaklara geldi. Burada da Türk Mutfağı’nın değişik lezzetlerinden oluşan sunumları Sahrap Soysal kendi elleriyle servis etti. Siron isimli mantıya benzer süzme yoğurt ve tereyağı ile pişirilen yemek ile patlıcanlı lemis pidesi en beğendiğim lezzetler oldu.

Ana yemeğe geldiğimizde ise bizleri söğürmeli kuzu şiş kebap ve Anadolu köfteleri tabağı masamızda bizleri bekliyordu.

İftar yemeğimizin finalini şekerpare ve fırın sütlaçla yaptık.

sahrap soysal eces

Hazırladığı özel lezzetlerle ve Sahrap Soysal’ın sıcak sunumuyla hepimizin hayranlığını kazanan Sahrap Soysal, yemek esnasında mutfak tecrübelerini de paylaştı. Yemek kültürünün öneminden bahsederken, hikayeli yemeklerin çok daha etkileyici olduğunu dile getirdi.

Bir sonraki ziyaretim rakı ve meze denemek için olacak.

Share This:

Claire Rosen Fotoğrafları

İlk olarak Claire Rosen’in, papağanlar ve muhabbet kuşları ile yaptığı çekime denk gelmiştim. Ve tam da Orhan Pamuk’un ‘Masumiyet Müzesi’ ni okurken, Füsun’un yaptığı kuş resimlerini tam da bunlara benzetmiştim.

Buraya kuş resimleriyle birlikte, bir de hayvanların ziyafetlerini çektiği fotoğrafları eklemek istiyorum.

Diğer işlerini merak edenler bu linke tıklayabilir.

ClaireRosen_4 ClaireRosen_5 ClaireRosen_9

bal arısı şöleni fil ziyafeti muhabbet kusu şöleni

Share This:

Çok Fazla Düşünme

İki yıl önce burada yazmıştım. Şimdi tekrar paylaşmak istedim.

unhappy

Çok fazla düşünme olur mu çocuk… Düşünürsen üzülürsün.
Hatta unut beni, benden umudunu kes.
Yıllarca güldürdüğün, güldüğün hikayenin kahramanı olduğumu unut!
Hayatının en güzel anlarını yanımda geçirdiğini unut!
Kalbinin en çok benim yanımda attığını unut!
Beni neden sevdiğini bilemediğini, belki de bu yüzden aşık olduğunu unut!
Her şey kolaylaşır çocuk çok fazla düşünmezsen,

Sen bir şeyler paylaşmak isterken,
Şairin dediği gibi “Bitmeyen işler yüzünden,
(Ki sen böyle olsun istemezdin)
Bir bakışın bile yeterken anlatmaya her şeyi
Kalbini dolduran duygular kalbinde kaldı
Sen geniş zamanlar umuyordun
Çirkindi sana göre dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.”

Ama dar vakitlere sıkıştırmak zorunda kaldın sevgini,
Canın sarılmak istediğinde sarılamadın,
Elini uzatsan tutabileceğin mesafede olan ellere dokunamadın,
kollarını hep kendine sardın.
Canın istediğinde aramaya korktun,
Gözüne bakmak isterken yoldan geçenlere baktın.
İçinden geçenleri yapamadıktan sonra neye yarar ki aşk?

Buna da ben cevap vereyim:
“Çok fazla düşünmeden”

Seni unutmamacasına düşünmek ne ise,
Unutmamanın anlamı ne ise,
Seni sevmek ne ise,
Saklayayım, yok söyleyeyim derken
Birden aşka düşmek ne ise.
Her neyse…

Bunu da bir başka şair söylemiş laf aramızda.

Share This:

Cara Delevingne ile bir Vogue çekimi

Cara Delevingne son zamanlarda en beğendiğim model Hatta daha önce de başka bir çekimini paylaşmıştım. Buradan görebilirsiniz.

Şimdi de, Cara ile Vogue Avustralya Ekim 2013 sayısındaki fotoğraflara rastladım. Bunlar da çok iyi bence.

cara delevigne (1)

cara delevigne (2)

cara delevigne (3)

cara delevigne (4)

cara delevigne (5)

Share This:

Avustralyalı bir renk bağımlısı

Emma Gale ismini Türkiye’de çok fazla duyan var mı bilmiyorum. Ben de kendisinin eserlerine internette dolaşırken rastladım. Renk kullanımını çok sevdim.

1972 doğumlu bir sanatçı olan Emma Gale kendini color junkie olarak tanımlıyor. Farklı kültürlerden ilham alıyor. Eserlerinde Afgan desenlerini de görebiliyorsunuz, Frida’yı da Bob Marley’i de.

emma-gale-1

 

 

emma-gale-2

 

emma-gale-3Hoşunuza gittiyse daha fazlası için buraya bakabilirsiniz.

Share This:

Gezi

geziGezi Parkı’na giderek ağaçların kesilmesine karşı olduğumuzu söyleyip, orada oturmaya başlamamızın ve yapılan sert müdahaleyle başladığımız Gezi Parkı direnişinin üzerinden bir aydan fazla zaman geçti.

Ben bu süre boyunca hiçbir şey yazmadım, yazamadım. Paylaşımlarım da hep Gezi Parkı ve bu güzel başkaldırışa karşı yapılan haksızlıklara ve orantısız güç kullanımına yönelik oldu.

Bilfiil direnişin içinde bulundum. Özellikle kardeşçe ağaç altında oturup, birbirimizi dinlemeyi öğrenirken üzerimize atılan gaz bombalarından kaçarken, 31 Mayıs Cuma günü Elmadağ’da sığınmaya çalıştığımız apartmana atılan gaz sonrası fenalaşsam da, o gün bu direnişten vazgeçmememiz gerektiğini anladım.

Elimizde bir şey yokken, sadece Park’ı kurtarmak için oradayken, bana, arkadaşlarıma, orada toplanan binlerce güzel insana karşı yapılan bu şiddeti aklım hayalim almadı. Kendimizi resmen bir savaşın ortasında bulduk.

31 Mayıs günü hayatımın dönüm noktalarından biri oldu. Olayların 20. gününde, sanırım forumlar başladığında birinin söylediği bir söz vardı çok paylaşılan “30 yaşındayım ve 20 gündür yaşıyorum.” Ben ve tanıdığım birçok kişi de bu hislerin ortağıydık. Umudumuzu kestiğimiz yaşıtlarımızla, kardeşlerimizle beraber beklemediğimiz bir güzelliğin ortasında bulduk kendimizi. Yine yapılan benzetmelerden en güzel olanlarından birini paylaşmak istiyorum burada. “Şirinler Köyü” ne dönmüş bir Gezi Parkı’nda geçirdiğim günlerden ve direniş boyunca karşılaştığım güzelliklerden sonra aynı Ece olamam.

Sırt çantalarımıza piknik eşyalarımızı alıp, parka giderken yaşadıklarım, gördüklerim korkunçtu. Üzerimize üzerimize su sıkarak gelen Tomalar, ardından yağmur gibi yağan biber gazları, kaçmaya çalışmamız, bir apartmana sığınmamız ve dışarı çıkınca gördüğüm savaş manzarası hafızama gözyaşlarımla birlikte kazındı.

İlk müdahalenin ardından diğer günlerde de müdahaleler devam etti. Biz de oturmaya devam ettik. Parkta kandili kutladık. Ta ki bir Salı günü ikinci sert müdahale gelene kadar… Aynı günün sabahında Taksim Meydanı’nda sözde elinde molotofları polislere atan “direnişçiler”i saatlerce bu tiyatro oyununu televizyonda gösteren kanallar aslında yine bir şeylerin olacağı belliydi aslında.

En son parka girdiklerinde orada değilim ve son dehşeti televizyondan içim acıyarak izlemek zorunda kaldım.

Bir ağacın altında toplandık. Ve evet, sadece bir ağaç toparlayıverdi bizi.

Daha önce hiç görmediğimiz bir beraberlik duygusu, ağacın kollarıyla birlikte hepimizi sardı, sarmaladı.

Bir ağaç için toplandık evet, özgürlüklerimize karşı gelen bir ideolojinin karşısındaki duruşumuzu da çok güzel bir şekilde dünyaya gösterdik. Hala da göstermeye devam ediyoruz.

Çünkü artık başkalarının dayattığı hayatı yaşamaktan bıktık… Ne içeceğimize, ne giyeceğimize, kaç çocuk doğuracağımıza karışılmasından bıktık.

Sınırların kalmadığı veya tekrar şekillendiği bir dünyaya doğru adım adım ilerlerken; kalıplara sokulmaya çalışmanın anlamsızlığını göstermeye çalışıyoruz öyle veya böyle. Başbakan’ın ve çevresinin inatla anlamamazlıktan gelmesine rağmen, bu kadar farklı insanın yapmaya çalıştığı şey aynı…

Binlerce şey yazıldı çizildi bugüne kadar konu hakkında. O kadar da güzel yazılmış yazılar, çekilmiş videolar vardı ki, takip edebildiğim kadarını da paylaşmaya çalıştım.

Umarım bundan sonra bir şeyler değişir ve insanların farkındalıkları artmış, bu günler boşuna yaşanmamış olur.

 

 

Share This:

Masallara inanmak

 fairytale

Masallara inanan bir kız çocuğuydum.

Büyüdüm, bu sefer de bana her söylenene inanmaya başladım.

Samimiyetin bütün duvarları yıkacağını sandığımdan mıdır nedir, ne kadar samimi olduysam o kadar yara aldım. Samimiyet güven demekti bana göre ve insanlara her zaman güvendim.

Hislerime güvendim ilk gençlik yıllarımda. Bana her zaman en doğru yolu göstereceklerine inandım, ama toydum. Yaşım ilerledikçe, tecrübelerin de yardımıyla insanları daha iyi anlayacağımı düşündüm. Gençlikteki gibi her şeye inanmazdım herhalde artık. Akıllanmıştım ya.

Heyhat! Ne büyük yalan!

Ben inanmaya devam ettim. Aslında büyüdükçe, darbeler de daha büyük oluyormuş… İnsan güvenmekten vazgeçmedikçe, hislerine inandıkça, oradan oraya savruluyormuş. İnsanlar iki günde değil, bir dakikada bile değişebiliyormuş falan filan.

Zaman değişip, hikâyeler sanallaştıkça; iletişim kurmak kolaylaşıp, ilişki kurmak zorlaştıkça; gerçekten kurduğunu sandığın bağlar, inandığın insanlar da sana kolayca yalan söyleyebiliyormuş.

Neden bu yazıyı şimdiki zamanın rivayetiyle yazıyorum? Bilmiyorum. Belki de geçmişe öteleyerek yaşadıklarımı, şimdinin hayalkırıklığından kaçmak için, mutsuzluğumu örtbas etmek içindir kimbilir?

Ben bile bilmiyorum, çünkü kendime yalanlar söylüyorum. Sadece kendimi kötü hissetmemek için canım, başka bir şeyden değil. Kendimi kandırdığımda hayat daha çekilir oluyor. Nasıl olsa dünya yalan söylüyor. Ben kendime yalan söylemişim çok mu?

 

Share This: