Ruhsuzlar Komandosu


Dünden arta kalanları bir çantaya doldurdum. Ondan önce kalanları da denize savurdum. Çünkü seni sevmek bunları gerektirmekteydi. Ne kadar kırıp döküp parçalarımı onarmadan bıraksan da onları yok sayıp bazen bir çantaya, bazen denize bazen de halının altına süpürmekti işim. Çünkü sevmek yaralanmaktı, yaralı kalmak ve sargısız müdahalesiz devam edebilmekti.

Zayıf noktamdı seni sevmek. O umursamaz çetin rüzgarların içinden adaya varmak, bulamamak ve ağlayıp geri dönmekti. Kati surette küfretmemek, isyan edememekti seni sevmek.

Bunu bir hırs savaşına çevirmeden, elde olanlarla yetinip. Gözleri aşktan yorgun düşmüş çiftlere hasetinden bakamamaktı. Seni ve beni yerlerine koyup hayal kurmaktı. Sana hediyeler alıp, evinin kadını çocuklarının anasıymışçasına seni kollamaktı seni sevmek. Her vuruşuna bi bahane uydurup görmezden gelmekti.

Adına methiyeler düzüp kendi adımı unutmaktı belki de. Yıllar içinde benliğimi yitirip senliğe adım atmaktı. Onlarca kez aynı duvara bilerek çarpmak aynı yerden kağıt kesiği gibi acımaktı bazen de.

Ama hep aynı duvar
duvar sen
seven ben
duvar sen
düşen ben
duvar sen
yenilen ben.

Share This:

Öksürüğe ne iyi gelir?

Öksürük çoğunlukla kış aylarında görülse de aslında her mevsim yakalanabileceğimiz bir rahatsızlık. Soğuk algınlığı, nezle, viral enfeksiyonlar, klima çarpması ve sigara veya astım, tüberküloz ve akciğer kanseri gibi sağlık sorunları öksürüğe neden olabiliyor.

Akciğerlerimizdeki ödem öksürüğe neden olurken, öksürük geldi mi bir türlü gitmek bilmez ve olur olmaz zamanlarda bizi yakalayarak, bulunduğumuz ortamlarda zor durumlarda kalmamızı sağlayabilir. Çünkü boğazımızda veya üst solunum yollarında hissettiğimiz bizi rahatsız eden bir tıkanma olduğu için, beynimiz burada yabancı bir madde olduğunu düşünür ve bunu maddeyi çıkarabilmek için vücudumuza öksürmemizi söyler.

Öksürük bazen boğazda kaşınma, bazen göğüste ağrı ve sıkışıklık şeklinde nüksedebilir. Bizler de öksürüğümüzü geçirebilmek için türlü yollar deneriz. Öksürük şuruplarının ve soğuk algınlığı ilaçlarının yerine mutfağımızda yapabileceğimiz doğal tedaviler bizim için kurtarıcı. Bitkiler her zaman olduğu gibi öksürük sorununu gidermekte de insanoğlunun en büyük yardımcısı ve ödemi sökmekte çok başarılı oldukları da bir gerçek.

Fakat bunlardan hangileri en faydalı ve çabuk etki gösteriyor? Sizler için derledim.

1. Bal (Bal öksürüğü bastırıp, boğazımızı yumuşatma konusunda en etkili çözümlerden biri. İster sade ister kekik veya karabiber ekleyerek çay kaşığı ile gün boyunca tüketebilirsiniz. Limon da ekleyebilirsiniz.)

2. Karabiber çayı

3. Ilık süt ve bal (Ballı ılık süt kuru öksürüğe ve göğüs ağrısına iyi gelir. Özellikle uyumadan önce içilirse daha rahat bir uyku çekilir.)

4. Turunçgiller (Bol bol turunçgil tüketmek önemli.)

5. Pekmez (Özellikle kuru öksürüğe iyi geliyor.)

6. Bitki çayı- bal (Bitki çaylarını balla içmek göğüsteki sıkıntıyı hafifletiyor.)

7. Badem – portakal suyu

8. Okaliptüs (Okaliptüs özü içeren şekerleri günde birkaç kez tüketmek öksürüğünüzü hafifletecek, sizi rahatlatacaktır.)

9. Soğan (Yarım çay kaşığı soğan suyu ve bir çay kaşığı saf balı karıştırın. Günde iki kere yutun.)

10. Çikolata (Bitter çikolata ve kakao özü öksürüğe iyi geliyor.)

11. Ananas suyu- bal (Geçmeyen öksürüklerde çok faydalı bir karışım.)

12. Zencefil (Zencefili küçük parçalara ayırıp ezin ve kaynatın. Limon suyu ve bal ekleyerek günde 3-4 defa için veya taze zencefili çiğneyin.)

13. Sarımsak (Hem antibakteriyel hem de antimikrobik bileşenler taşıyan sarımsağı ezip, sarımsak yağı damlatın biraz da bal ekleyerek için.)

Bütün bu besinlerin yanında bol su içmek, odanızın havasını nemli tutmak, elma sirkeli yastıkta yatmak, sıcak duş almak, buhar banyosu yapmak, geç saatte yemek yememek, boğazı sıcak tutmak, tuzlu suyla gargara yapmak da öksürüğü geçirmek için faydalı uygulamalar. Umarım işinize yarar.

Share This:

Toy İstanbul’da ‘Kaplan Sarılması’

GMall’un yeni sahnesi Toy İstanbul. Ve her hafta bu sahnede harika oyunlar sergileniyor. Ben de geçtiğimiz günlerde Toy İstanbul’da Kaplan Sarılması’nı izledim.

Tek perdelik, 50 dakika süren ve 16+ yaş grubuna hitap eden bir oyun bu. Kemal Hamamcıoğlu yazmış. Ben Kemal Hamamcıoğlu’nun yazılarını ve oyunlarını çok seviyorum. Daha önce de Craft’ta Garaj oyununu izlemiştim. Onu da etkileyici bulmuştum. Modern çağın dertlerine çok naif bir şekilde dokunan bir kalemi var. Kaplan Sarılması’nda da bunu hissedebiliyorsunuz.

Oyunun başrolünde Şebnem Bozoklu var, Kerem Fırtına da oyunun görünmeyen kahramanı. Sorduğu sorularla oyunu yönlendiriyor. İzlerken o üzerinize çöken huzursuzluk ve sıkılma hissinde payı büyük.

Bir kadının mutluluk odasında yaşadığı, mükemmel erkeği yaratma deneyiminin nasıl içinden çıkılmaz bir halini, görsel açıdan desteklenen bir sahnede izlemek keyifli. Daha önceden dijital görsellerle bu kadar desteklenen bir oyun izlemediğim için de ayrıca sevdim.

Oyunun detaylarını heyecanı kaçmasın diye anlatmıyorum ama şöyle diyebilirim:

‘Hepimiz mükemmel erkeğimizi ararken, aslında istediğimiz sadece sıcak bir sarılma değil mi?’ Mutsuzluğu bu kadar kanıksanmışken, mutluluğun garanti altına alındığı bu oyun hoşunuza gidecek.

Kaplan Sarılması her cuma 2o:30 ve 22:00’de sahneleniyor. Gidip izleyin bence.

 

 

Share This:

ikincikat’ta bir ‘kabile’ hikayesi

kabilelerUzun zamandır yoğun çalışmanın sonucunda tiyatroya gidemememin acısını ‘Kabileler’ oyununu izleyerek çıkarmıştım. Ama üzerine yine çok çalıştığım için bir türlü yazarak sizinle paylaşamamıştım. Neyse ki sonunda sizleri de bu oyundan haberdar edebiliyorum. Hem de 14/15/16/28/29/30 Nisan tarihlerinde izleme şansınız varken. 🙂 Bu yazıyı okuduğunuzda eğer bu tarihleri kaçırdıysanız da şu linkten İkinci Kat’ın programına ulaşabilirsiniz.

Nina Raine’in 2010’da yazdığı İngiltere, Amerika ve birçok ülkede büyük yankı uyandıran ödüllü bir oyun ‘KABİLELER/TRIBES’, Türkiye’de de ilk kez ikincikat’ta sahneleniyor.

Bu aile ilginç bir aile, kendilerini her şeyden soyutlamışlar ve sadece kendi doğrularıyla yaşıyorlar. Oyun da ailenin gündelik yaşamından kesitleri anlatıyor. Sizin için özetleyecek olursam, evin en küçüğü Billy sağırdır ama ev halkı onu sağır olarak kabul etmez. Aile Billy’ye dudak okumasını öğretmiş, Billy’yi işaret diline ihtiyaç duymadan büyütmüştür. Entelektüel ve gürültü seviyesi yüksek olan ailenin içerisinde sessiz varlığını sürdüren Billy’nin yaşamı, sağır bir ailede doğmuş, kendisi de yavaş yavaş sağırlaşmakta olan Slyvia ile tanışmasıyla değişir. Kelimelerimiz ne hissettiğimiz söylemeye yeter mi? sorusunu sorgulayan oyunda özellikle Billy rolünü oynayan Barış Gönenen’in performansı izlemeye değer.

Oyunun diğer oyuncuları İbrahim Halaçoğlu, Ayşe Lebriz Berkem, Haydar Köyel, Gülce Oral ve Tuğçe Altuğ da keza öyle.

Slyvia rolünü oynayan Tuğçe ile Billy rolünü oynayan Barış’ın bu yıl Afife Ödülleri’nde aday gösterilmeleri de oyunun ve oyuncuların başarısını kanıtlıyor.

 

kabileler 2

Oyunun tek kötü tarafı biraz uzun olması. Giderken 120 dakika olduğunu hesaba katarak gidin.

ikincikat nerede diye sorarsanız? Emekyemez Mah. Sarı Zeybek Sok. Demirci Fettah Çıkmazı No:2 Beyoğlu/İSTANBUL
Yani aslında Karaköy Perşembe Pazarı’nın orada. Hatta Perşembe Pazarı durağında inerseniz veya Tünel’den o tarafa doğru yürürseniz daha kolay gidersiniz. Benden söylemesi. 🙂

Share This:

SALT Galata’da ‘Sabiha Rüştü Bozcalı Sergisi’

Son aylarda sergi gezmeye pek fırsat bulamasam da, geçtiğimiz günlerde şeytanın bacağını kırdım ve Salt Galata’da bulunan ve 6 Mart’a kadar gezebileceğiniz ‘Sabiha Rüştü Bozcalı’nın sergisine gittim.

1904-1998 yılları arasında yaşamış olan Sabiha Hanım Türkiye’nin kadın illüstratörü. Burjuva bir aileden geliyor, babası, dedesi paşa:) Berlin’de, Roma’da, Paris’te, Münih’te çeşitli ressamların yanında özel eğitimler almış biri.

sabiha bozcalı

Sergide Bozcalı’nın çeşitli desen, resim, fotoğraf, günlük, mektup ve kartpostalları ile katkıda bulunduğu yayınlar yer alıyor. Sergiyi gezip hayatını öğrendikten sonra ise Bozcalı’ya hayran olmamak mümkün değil. Bozcalı, Cumhuriyet Halk Partisi ve Halkevleri tarafından 1938-1943 yıllarında düzenlenen, belirli sanatçıların Anadolu şehirlerini resmetmekle görevlendirildiği “Yurt Gezileri”ne katılmış. Bu kapsamda, modernleşme ve yeni bir kültürel kimlik oluşturma sürecini belgelemek üzere 1939’da Zonguldak’a gönderilmiş; fabrikalara yoğunlaşarak şehirdeki endüstriyel gelişim sürecinden ayrıntıları yansıtmış. 1946’da adı TEKEL olarak değiştirilen İnhisarlar İdaresi ve Yapı Kredi Bankası gibi önemli kurumlar için yaptığı çizimlerle reklam ve yayıncılık alanlarında dönüşüm geçirmekte olan görsel anlatım diline katkıda bulunmuş.

1953’ten itibaren Milliyet başta olmak üzere Yeni SabahHergünHavadisCumhuriyet ve Tercüman‘da gazete ressamı olarak çalışmış. Reşad Ekrem Koçu’nun İstanbul Ansiklopedisi‘nin ressamlarından biri olan Bozcalı, yakın iş birliğinde olduğu tarihçinin yanı sıra Nezihe Araz, Cahit Uçuk ve Refii Cevad Ulunay gibi yazarların eserleri için illüstrasyonlar yapmış.

Sergi hazır 6 Mart’a kadar uzatılmışken, gidip gezin bence 🙂

Share This:

Pöö Labs

Yaz aylarında en sevdiğimiz yiyeceklerin başında dondurma gelir.  Ben ise dondurmayı yaz kış yiyenlerdenim. Ağustos’un en sıcak günlerinden birinde, hatta doğum günümde, değişik bir dondurma deneyimi yaşamak üzere Pöö Labs‘e gittim.

Sıvı nitrojeni dondurmaya dönüştürüyorlar daha acayip ne olabilir.

ece love

Dondurmalar hazırlanırken ilk olarak özel dondurma bazı hazırlanıyor, sonra da taze mevsimsel meyveler, karamelize meyveler, közlenmiş sebzeler, kaliteli çikolatalar, yöresel peynirler gibi değişik lezzetler baza katılıyor.

İlk olarak ‘Kara Orman Meyveli’ dondurmayı denedim.

Daha sonra sıra ‘Vanilyalı Roibos Çaylı’ dondurmaya geldi. Dumanların çıktığı ve beni lezzetten lezzete sürükleyen hurmalı, közlenmiş patlıcanlı dondurma ve redbull’lu vişneli sorbenin ardından, artık dondurmaya farklı bir gözle bakar hale geldim. Özellikle közlenmiş patlıcanlıya bayıldım.

Tüm yaz boyunca her hafta değişen menüsüyle hem klasik hem de mevsim meyvelerini bir araya getiren Pöö Labs’i ben çok sevdik.

Aa, bu arada Pöö Labs‘in isminin nereden geldiğini de söyleyelim. Pöö, buranın köpeğinin adı. Geldiğinizde göremediyseniz, duvarlardaki resimlerden kendisiyle tanışabilirsiniz. 🙂

Share This:

Armada Teras’ta Tarihi Yarım Ada Manzaralı Yemek Keyfi

İstanbul’un en güzel yerlerindendir tarihi yarım ada bölgesi. Genelde turistlerin tercih etmesinden midir bilinmez, İstanbullular’ın yemek mekanı tercihlerinde pek ön plana çıkmaz.

ece armada teras

Yaptığım etkinliklerden birinde bunu biraz değiştirmek istedim. Ve yemek bloggeri arkadaşlarla muhteşem manzaralı Armada Otel‘in terasında buluştuk.

image

Bizim için hazırlanan masada İstanbul Degüstasyon Menüsü’nü denemek için hazırdık. İstanbul’a tepeden bakarken, güler yüzlü personeliyle servis veren restoranda keyifli bir sohbet başlamıştı bile.

İlk olarak sekiz mezeden oluşan Şef’in Soğuk Çilingir Tepsisi’ni denedik, sonra sıra Hünkar Sahanı’na geldi. Hünkar beğendi ve bulgur pilavıyla tatlandırılan, kuzu pirzola, piliç külbastı, dana lokum ve ızgara sebzeden oluşan sahan hepimizi tıka basa doyurmaya yetti.

  • image

Ama ikramlar bununla son bulmadı, karışık Türk tatlılarından oluşan tabak ve çayla birlikte, bir de meyve eklenince hem tıka basa doyduk hem de çok keyifli bir gece geçirdik. Armada Teras farklı bir lokasyonda keyifli bir yemek yemek için tercih edilebilir.

image

Fotoğraflar için Fatih’e çok teşekkürler!

Share This:

Kafe Pi Asmalımescit

Asmalımescit’in en işlek yerinde bulunan Kafe Pi Asmalımescit Bomonti Brasserie‘yi sadece bir şeyler içmek için tercih ediyorsanız, çok zengin bir menüyü kaçırıyorsunuz.

image
Sadece yaptığım etkinlikte değil, daha sonrasında da gittiğimde mekandan her zaman memnun ayrıldım. Menüsünde yok yok. Başlangıç olarak çıtı pıtı, kanat sepeti, dürüm kovası ve pizza, sonrasında tantuni pide, kıymalı taco ve mini Pi burger, sonrasında iskender salata, keçi peynirli salata ve kaşık salata…
Başlangıçların bu kadar çeşitli ve lezzetli olmasıyla zaten doyuyorsunuz. Ama ana yemek de yiyeceğim derseniz: Kırmızı Soğanlı Dana Pirzola gayet güzel.
image

Cevriye diye bir tatlıları bile var. Kokteylleri zaten meşhur. Herkes kendi damak tadına uyan bir şeyi mutlaka bulacaktır.

kafe pi asmalımescit

Share This:

Sahrap Pera’da İftar

Zomato’ya başladığımda ilk etkinliklerimden biri, ekran mutfaklarının sevilen yüzü Sahrap Soysal’ın ev sahipliğinde Sahrap Pera’da iftar sofrasıydı.

Asmalımescit’in çiçeği burnunda mekanlarından Sahrap Pera’nın ev sıcaklığındaki şık dekoru ve 80’li, 90’lı yılların müzikleri eşliğinde keyifli bir şekilde iftar saatini beklerken, Sahrap Hanım da tatlı sohbetiyle bizi yalnız bırakmadı.

İftariyelikler ve başlangıçlarla başladığımız yemekte tattığımız lezzetlerin birçoğunun adını duymuş olsak da kendi yorumunu katmış olması nedeniyle farklı sunumlarla karşılaştık.

İlk olarak iftariyeliklerin yer aldığı masamıza daha sonra köz patlıcan salatası, mercimek dondurması, cevizli köz biber salatası, karidesli humus ve pancar cipsli levrek marin servis edildi. Bütün bunların yanında mevsimlik şerbetlerimizi yudumladık…

Başlangıçlardan sonra sıra ara sıcaklara geldi. Burada da Türk Mutfağı’nın değişik lezzetlerinden oluşan sunumları Sahrap Soysal kendi elleriyle servis etti. Siron isimli mantıya benzer süzme yoğurt ve tereyağı ile pişirilen yemek ile patlıcanlı lemis pidesi en beğendiğim lezzetler oldu.

Ana yemeğe geldiğimizde ise bizleri söğürmeli kuzu şiş kebap ve Anadolu köfteleri tabağı masamızda bizleri bekliyordu.

İftar yemeğimizin finalini şekerpare ve fırın sütlaçla yaptık.

sahrap soysal eces

Hazırladığı özel lezzetlerle ve Sahrap Soysal’ın sıcak sunumuyla hepimizin hayranlığını kazanan Sahrap Soysal, yemek esnasında mutfak tecrübelerini de paylaştı. Yemek kültürünün öneminden bahsederken, hikayeli yemeklerin çok daha etkileyici olduğunu dile getirdi.

Bir sonraki ziyaretim rakı ve meze denemek için olacak.

Share This:

Kansersiz Yaşam Derneği’yle tanışmak ister misiniz?

Geçtiğimiz günlerde ‘Kansersiz Yaşam Derneği’ ile buluşup, dernek başkanı Dida Kaymaz’dan geçtiğimiz günlerde gerçekleşen olan “AlışVeriş Yaşatır” etkinliği ve Kansersiz Yaşam Derneği’nin çalışmaları hakkında bilgi sahibi olmuş ve çok etkilenmiştim. Ben bazı özel nedenlerden dolayı bir süredir blogumu güncelleyemediğimden “AlışVeriş Yaşatır” etkinliğinin paylaşımı konusunda geç kaldım.

31 Mart – 1 Nisan 2015 tarihlerinde İstanbul Zorlu Center Raffles Hotel’de gerçekleşen Alışveriş Yaşatır etkinliğinde birçok marka bir araya geldi ve etkinlikten elde edilen gelir, yüzlerce kanser hastası çocuk için kullanılacak. Bu çok güzel bir haber!

‘Kansersiz Yaşam Derneği’nin etkinlikleri ve yaptıkları sadece bununla sınırlı değil, her zaman gönüllülere kapıları açık. Hepimiz gönüllü olarak onlara yardım edebilir veya yıl boyunca yapılan etkinliklere katılabiliriz. Çünkü bu çok zorlu bir süreç ve her aşamasında gülen yüzlere ve desteğe ihtiyaçları var.

KAYD+LOGO

Derneğin kurucusu ve başkanı Dida Kaymaz, doktorların “6 ayın kaldı” demesine rağmen mücadelesinden vazgeçmeyen çok güçlü bir kadın ve tam 9 yıldır, kansere inat yaşıyor. 2010 yılında, kendisi gibi kanserli kişilere destek olmak, yaşadığı deneyimleri aktarmak üzere Kansersiz Yaşam Derneği’ni kurmuş.

Kansersiz Yaşam Derneği (KAYD)  Türkiye’nin dört bir yanından kanser hastalarına el uzatırken, hastalıkları süresince ihtiyaçları olan moral ve eğitim konularında çalışmalar yapıyor. KAYD aynı zamanda yürüttüğü diğer faaliyetlerle sağlıklı insanların hastalıktan korunmaları konusunda farkındalıklarını arttırmaya, kansere neden olan yaşam ve beslenme koşulları hakkında toplumu bilinçlendirmeye çalışarak, kansersiz bir dünyanın oluşumuna katkıda bulunmayı amaçlıyor.

Kansersiz+Yasam+Dernegi+Gorsel+2

Kansersiz Yaşam Derneği, moral desteğe ihtiyaç duyan insanların yanında olmak, kanserin önlenmesi adına halkı bilinçlendirmek üzere konferanslar, sohbetler düzenliyor. Özellikle de yürütmekte olduğu GülümseSEN projesi ile kanser hastası çocukların yüzünde bir gülümseme yaratmak için düzenli hastane ziyaretleri gerçekleştiriyor. Çocuklara yönelik sosyal etkinlikler düzenliyor.

Kanser hastalarına eğitim ve psikolojik destek vererek yaşam kalitelerini arttırmaya çalışıyor. Kanserle mücadelede multi disipliner yaklaşımın önemini vurgulamak üzere ulusal ve uluslararası konferanslara imza atmaya hazırlanıyor. Sağlık kurumlarının ihtiyaçlarını karşılıyor ve özellikle kamu hastanelerinde bulunan çocuk onkoloji servislerinin koşullarının iyileştirilmesine ve yenilemesine elinden geldiğince destek olmaya çalışıyor.

Daha ayrıntılı bilgi almak ve gönüllü olmak isterseniz Kansersiz Yaşam Derneği‘nin sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Share This:

Aret Vartanyan’la Yaşam Atölyesi

aret vartanyan yasam atolyesiDoğru zamanlarda, doğru insanlarla karşılaşmak çok önemli. Bazen hiç olmadık zamanlarda karşımıza çıkan insanlar ya da karşılaştığımız olaylar hayatımızın fırsatı olabiliyor. Ama biz bunu ya farkedemiyoruz ya da farkettiğimizde çok geç olabiliyor.

Bu sefer ben çok doğru bir zamanda, çok doğru bir yerde bulundum: ‘Aret Vartanyan’la Yaşam Atölyesi’nde’
Hem de tam da yeni başladığım bir işi bırakmanın hemen ertesinde…

Doğruyu söylemek gerekirse, sabah kalkıp workshop’a gitmeye bile üşenmiştim. Alıştığım, hayatımda hiçbir fark yaratmayacak sadece zaman kaybı olacak bir etkinlik diye düşündüm. Ama iyi ki gitmişim!

Mısır Apartmanı’ndaki atölyeye girdiğim anda, kafamda ne varsa hepsini bir kenara bıraktım ve sadece etrafımdaki beni saran pozitif enerjiye odaklandım. Ve Aret Vartanyan ile geçirdiğimiz iki saatten uzun süre boyunca ‘Aa, evet evet!’, ‘Aynen öyle’ dedim durdum içimden, kendimce de bir sürü notlar aldım.

Aret’in söylediği sözler o kadar samimi ve gerçekti ki… Sonra bu notlardan bir yazı yazarım diye planladım aslında, hatta Aret’le ufak bir söyleşi de yaptım. Peki sonra n’oldu? Notlarımı kaybettim. Günlerce her yerde aradım, bulamadım. Sonunda notlardan bağımsız ne kaldıysa aklımda onları yazayım dedim ve oturdum bu yazıyı yazdım. Umarım anlatmak istediklerimi anlatabilirim okuyan herkese.

En kısa haliyle rahatlıkla şöyle diyebilirim: ‘Etrafımız her konu hakkında ahkam kesen, yaşantımıza karışan insanlarla dolmuşken; Aret Vartanyan ve Yaşam Atölyesi bu ortamda nefes alacak bir vaha gibi geldi.’ Neden mi? Çünkü orada çoktan unutmaya başladığımız samimiyeti hissettim. Aret Vartanyan’ın yapmacık değil, gerçekten samimi olduğunu gördüm. Adam gerçek arkadaşlar ve oradaki bütün ekip de öyle.

Hayatımda en önem verdiğim şeylerden biri kişiye dokunmak olduğundan, tensel bir temastan bahsetmiyorum, burada herkese dokunulduğunu ve oradan çıktıktan sonra insanların başka insanların hayatlarına dokunarak bir şeyler değiştirebileceğinin farkettim.

Aslında buraya gelirken kafamda cevaplanmayı bekleyen birçok soru vardı. Hayatımda bir şeyleri değiştirmem gerektiğini biliyor, fakat adım atma konusunda tedirgin davranıyordum. 30 yaşıma geldiğimde her şey farklı olacak diye düşünürken hiçbir şeyin değişmediğini aksine çevremdekilerin başarı kriterlerine göre başarısız olduğumu bile düşünmeye başlamıştım. Her ne kadar kendi hayatımda istediğim gibi yaşamaya çalışıp, istemediğim yerleri terkedip, istemediğim işlerde çalışmasam, kafama göre davransam da tek tip kalıplara, başarı kriterlerine, her şeyi sosyal medyada göstermeye alıştığımız dünyada sıkışıp kaldığım noktalar oluyordu.

Kendimizi tanımadan, çevrenin kurallarıyla bir yaşam inşaa etmeye çalıştıkça hepimiz mutsuz oluyoruz aslında. Başkalarının düşüncelerini tahmin etmeye çalışıyor, insanların bizi biz olduğumuz için sevmelerine izin bile vermiyoruz bir sürü maskeler takıyoruz, her şeyi kişisel algılıyoruz ve en önemlisi kalıplara takılarak mutsuzlaşıyoruz. Bir yanda hayallerimiz, yapmak istediklerimiz, diğer yanda ise koşullarımız, korkularımız varken, acaba şu anda hayal ettiğimiz, yaşamak istediğimiz hayatı yaşayabiliyor muyuz? Yoksa sadece günleri mi geçiriyoruz? Yaşamımızda bir şeyleri değiştirmek için neyi bekliyoruz? Hepimiz bu sorularda boğulmadık mı?

aret vartanyan İşte atölyede Aret farklı bir şeyler yaparak mutlu olabilmekten bahsediyordu. Klasik başarı kriterlerine hapsolmadan, basit şeylerle… Yaşam, yaşayarak öğrenilir diyordu. Hayatı sen gibi yaşarsan, gerçek olursan, sahtelikten uzak kalırsan değerli olur diyordu…

Hep mutlu olmak zorunda değiliz, mutsuzluğu da haksızlığı da yaşamalıyız, hepsi insani duygular; önemli olan geleceğe taşımamak diyordu…

Kendimizi bilmeden, tanımadan, içeriyi halletmeden dışarıda bir şey bulamayız diyordu…

Bence bu kilit noktaydı. Dışarıyı halletmeye çalıştıkça daha da dibe çekilen biz yeni jenerasyon insanları kendi içimize gereken önemi vermiyoruz ki. Önce bir kendimizi silkememiz lazım. Ben o gün kendimi bu yola sokmaya karar verdim.

Aret’in açtığı çakralarımı, birkaç gün sonra Yaşam Atölyesi’nin bir diğer ortağı olan Zuhal Gürçimen ile görüşerek daha da parlattım. Kişisel dönüşüm programının bir parçası olmak istedim.

Bundan sonra yaşamımda beni yavaşlatan ne varsa onlardan kurtulmak için bir yol beni bekliyor. O yolda karşılaştığım zorlukları, yaşadıklarımı, dönüşümlerimi de sizinle paylaşmayı planlıyorum. Umarım ben de bu sayede birilerine olumlu yönde etki ederim.

Bu arada Yaşam Atölyesi’nin yeni sınıfları başlıyor. Detaylı bilgi ve birebir görüşme için http://www.yasamatolyesi.com/on-gorusme-formu-41-2-5.html adresini ziyaret edebilirsiniz.

yaşam atölyesi

Share This:

Claire Rosen Fotoğrafları

İlk olarak Claire Rosen’in, papağanlar ve muhabbet kuşları ile yaptığı çekime denk gelmiştim. Ve tam da Orhan Pamuk’un ‘Masumiyet Müzesi’ ni okurken, Füsun’un yaptığı kuş resimlerini tam da bunlara benzetmiştim.

Buraya kuş resimleriyle birlikte, bir de hayvanların ziyafetlerini çektiği fotoğrafları eklemek istiyorum.

Diğer işlerini merak edenler bu linke tıklayabilir.

ClaireRosen_4 ClaireRosen_5 ClaireRosen_9

bal arısı şöleni fil ziyafeti muhabbet kusu şöleni

Share This: