Babylon’da 4-10 Şubat

Babylon’un bu haftaki programında Bob Marley Doğum Günü Kutlaması, Tantana Records Label Night, Nil Karaibrahimgil, Omar Souleyman var.

Bob Marley’in 72. doğum günü 4 Şubat Cumartesi, her yıl olduğu gibi bu yıl da Babylon’da kutlanıyor. Sattas, Bosphoroots, Ras Memo ve Da Frogg Eyez’ın Bob Marley için çalacağı bu özel gecede, kitleleri peşinden sürükleyen, özgürlüğe, sevgiye ve hayata tutkusunu her alanda ifade eden sanatçının şarkıları Babylon’da hep beraber söylenecek.

Tantana Records 8 Şubat Çarşamba akşamı ruh halinize tercüman olacak üç farklı ekip ile müzikseverleri Babylon’a davet ediyor. Geçtiğimiz haftalarda yayınlanan ilk canlı kayıt uzunçalarları “Waves”i yayımlayan beşli Help! The Captain Threw Up, hınzır şarkı sözleriyle, trajikomik zamanların Kadıköylü şairi Ati önderliğinde Yıldıztozu, 2016’nın takdir toplayan albümlerinden “Garip Davam”a imza atan Gözyaşı Çetesi Tantana Records Label Night kapsamında Babylon’da sahne alıyor.

Eğlenceli sahne performansı ve renkli yorumuyla Nil Karaibrahimgil, 9 Şubat Perşembe Babylon sahnesine konuk oluyor. Ders çıkardığı hikayeleri, seyirciden aldığı kelimelerle yazdığı şarkıları ve tanıdık sesi ile dinleyicileri motive eden sanatçı, konser vermeyi her şeyden çok sevdiğini söylüyor.

Glastonbury Festivali, Nobel Barış Ödülleri töreni gibi uluslararası sahnelere çıkan Omar Souleyman, 10 Şubat Cuma gecesi bir kez daha Babylon’da müzikseverlerle buluşuyor. Suriye’nin buzuki, rebab ve Suriye halk müziğinin zengin melodileriyle yetişen sanatçının 500’den fazla video kaydı bulunuyor. Damon Albarn ve Björk gibi isimlerle çalışmalar da gerçekleştiren Omar Souleyman, İstanbul’u bir kez daha ziyaret ediyor.

 

*Basın bülteninden.

Share This:

Trattoria La Scarpetta ve La Mia Luce’ye ‘Gerçek İtalyan’ Tescili

İtalyan mutfağını hangimiz sevmeyiz ki? Makarna, pizza, tiramisu… Bu yemekler, İtalyanların dünya mirasına çok büyük bir katkısı adeta.

İtalyanlar da bu miraslarının kalitesini ve orijinalliğini korumak için gerçekten çok çalışıyorlar. İtalya’daki Unioncamere ile yurt dışındaki İtalyan Ticaret Odaları birlikte çalışarak, İtalyan restoranlarının standartlarını sağlayan yurt dışındaki tüm İtalyan restoranlarına yönelik “İTALYAN KONUKSEVERLİĞİ; DÜNYADA İTALYAN RESTORANLARI” projesini sürdürüyor.

Bu projenin amacı; İtalyan yemek geleneği ve kültürünü geliştirmek, İtalyan misafirperverliği kalite standartlarına uyum sağlayan yurt dışındaki İtalyan restoranlarının imajını yükseltmek, uluslararası bir ağ oluşturmak ve taklit ve benzeri İtalyan ürünlerinin önüne geçmek.

Bunun için de tabii ki bazı kriterler var. Bu kriterler ne diye sorarsanız:
1. Sertifika almaya hak kazanan restoranlarda orijinal İtalyan zeytinyağı, tahıl, makarna, DOP /IPG ürünler gibi gerçek İtalyan ürünleri kullanılması gerekiyor.
2. Şarap Menüsü orijinal İtalyan şaraplarını da içermeli.
3. Şefler uzman ve İtalyan olmalı veya İtalya’da bir okulda İtalyan mutfağı ve kültürü ile ilgili eğitim almış olmalı.
4. Menü, tipik bölgesel mutfakların esaslarına uymanın yanı sıra İtalyanca olarak da yazılmış olmalı.
Restoran görsel olarak da İtalyan restoranını andırmalı ve düzenleme, şekil ve ağırlama İtalyan geleneğine uygun olmalı.

Bugüne kadar bu kriterleri sağlayan, dünyada 60 ülkeden ve 300 şehirden yaklaşık 2 bin restoran “Marchio Ospitalità Italiana” yani “İtalyan Konukseverliği” sertifikası ile ödüllendirildi.

Şu anda Türkiye’de sertifika almaya hak kazanan ve faaliyette olan restoranlar Da Mario, Eataly İstanbul, Emporio Armani Ristorante, Gina, La Mia Luce, Mezzaluna, Ristorante Il Padrino,Trattoria la Scarpetta.

Bu kadar bilgiyi nereden öğrendiğime gelince, geçtiğimiz Çarşamba günü La Mia Luce ve Trattoria la Scarpetta’nın sertifikasını aldığı törene ve sonrasındaki öğle yemeğine katıldım. Tören benim de iki sene boyunca gittiğim İtalyan Kültür Merkezi’nde yapıldı. Özlemişim. Her ne kadar İtalyanca’yı bayağı unutmuş olsam da, İtalyan Ticaret Odası Başkanı Giuseppe Moggi, İtalya Büyükelçisi Luigi Mattiolo ve İtalya Başkonsolosu Federica Ferrari Bravo’nun konuşmalarının çoğunu anladım.

Sertifika ve ödül töreni sonrasındaki yemeği La Mia Luce ve Trattoria la Scarpetta’nın şefleri beraber hazırlamıştı. Muhteşem İtalyan şarapları eşliğinde aşağıdaki menüyü yedik.

Özellikle Panna Cotta harikaydı. Hayatımda yediklerimin en iyisiydi diyebilirim.

Organizasyonun mantığı, tüm dünyada böyle bir uygulamanın bulunması beni çok etkiledi. Keşke biz de Türk Mutfağı’na böyle sahip çıksak ve dünyada tanınmasını sağlasak…

Share This:

Delimonti’de Bir Zeytinyağı Atölyesi

En sevdiğim yiyeceklerden biri zeytin olabilir. Sevdiğim bir zeytin cinsi bulduğumda leblebi gibi yiyebiliyorum. Yemeklerde de zeytinyağı kullanmayı tercih eden bir ailem var. Hal böyleyken ve zeytini bu kadar severken geçtiğimiz günlerde Bomontiada’nın içinde yer alan Delimonti’de gerçekleşen zeytinyağı atölyesine katılmak benim için acayip zevkli bir aktivite oldu. Burada öğrendiklerimi de bu yazıyla sizlerle paylaşmak istedim.

delimonti
Ama atölyeden önce size biraz Delimonti’den bahsedeyim. Delimonti, “Yerel güzeldir, sunum özeldir” mottosuyla ortaya çıkmış içinde gastronomi marketi ve restoran konseptini birleştiren, içeri girdiğiniz andan itibaren ağzınızı sulandıran bir yer. Mekanda Anadolu’nun farklı yerlerinden gelen tarifleri, geleneksel yöntemlerle hazırlayıp, modern sunumlarla servis ediyorlar. İçerisindeki ürünler de mevsime göre değişiyor.

delimonti

Özellikle kahvaltı ve şarap içmek için tercih edilmesi gereken bir yer. Delimonti menüsünde tamamı katkısız ve doğal; çiçek ve meyve reçelleri, pekmezler, ondan fazla farklı yöreden özel bal ve kaymak çeşitleri, 50’den fazla yöresel peynir seçeneği ve tüm bölgelerden gelen zeytinyağlarını barındıran bir zeytinyağı barı mevcut./Evet zeytinyağı barı. 🙂

delimonti

Gelelim Zeytinyağı Atölyesi’ne; atölye Anadolu Halk Mutfağı Derneği Başkanı Adnan Şahin’in ve Amichia markasının sahibi Selahattin Toma’nın anlatımıyla gerçekleşti.

Çok eski zamanlardan bu yana Anadolu’nun her yerinde, farklı kültürlerin mutfağında vazgeçilmez bir yere sahip olan zeytinyağı tüm Türkiye’de yetişse de bu etkinlikte, Ege-Akdeniz Bölgesi ürünleri arasında yer alan Ayvalık, Antakya ve Tarsus bölgelerinin zeytinyağlarının hikayesini dinledik ve tadımını yaptık.

delimontiZeytinyağı Hakkında

  • Ölmez ağaç da denilen zeytin ağacının meyvesinden elde edilen, renkleri yeşil ile sarı arasında değişen, değerli ve sağlıklı bir sıvı yağdır.
  • İlk zeytin hasadının ne zaman ve hangi uygarlık tarafından yapıldığı bilinmemekle beraber, zeytin hasadında toplama şekilleri binlerce yıldan bu yana büyük değişikliklere uğramayarak, elle toplama ya da silkme yöntemi kullanılıyor.
  • Hasatlar Ekim başında başlıyor, Ocak ortasına kadar devam ediyor. (Bölgesine göre tarihler değişiyor. Mesela Akdeniz Bölgesi’ndeki zeytinler erken olgunlaşıyor.)
  • Hasat yapılırken önce sofralık zeytinler ayrılıyor. Yağ için ayrılan zeytinlerin ise altı saatten önce sıkma için gönderilmesi gerekiyor, aksi takdirde oksidasyon başlayacağı için zeytinyağının kalitesi düşüyor.
  • Taşıma koşulları da zeytinyağının kalitesinde önem arz ediyor. Plastik ve açık kasalarda hava aldırarak taşımak oksidasyonun hızlanmamasını sağlayabiliyor.
  • Zeytinler sıkıma girdikten sonra hava ile temas ettirilmemesi gerekiyor. Eğer oksidasyon başlarsa kokuda ve lezzette kayıplar yaşanıyor.
  • Zeytinyağını genelde fazla alıp evde stoklayan insanlarız. Ancak zeytinyağının raf ömrü önemli. Bir yıl raf ömrü olan zeytinyağları tercih edilmeli. /Çünkü yağın taze olması önemliymiş. Bunu yeni öğrendim.
  • 5 kilo siyah zeytinden 1 kilo, 8 kilo yeşil zeytinden 1 kilo zeytinyağı elde ediliyor.
  • Kasım’da yağmur yağması zeytin üreticileri için önemli. Böylece zeytin yağlanıyor. Ama zeytin küçüldükçe de içindeki yağ oranı artıyor.:)
  • Sızma yağ satın alırken asit oranı 0.8’in altında olmasına dikkat etmeliyiz.

Ege-Akdeniz Bölgesi Zeytinyağı Türleri

Ayvalık Zeytinyağı
Ayvalık zeytinyağı, ince kıvamı ve altın sarısı rengi ile tanınıyor. Genellikle sızma tekniği ile üretildiğinden dolayı, özellikle soğuk yemeklerde kullanılması önerilen bir yağ.

Ayvalık zeytinyağı ile yapılacak başlıca yemek çeşitleri ne derseniz? Deniz Börülcesi, Enginar Salatası ve Yemeği, Zeytinyağlı  Bakla ve Ege’nin otlu mezeleri.

Antakya Zeytinyağı
Koyu yeşil rengi en belirgin özelliği olan Antakya zeytinyağı, Türkiye’nin en kıvamlı zeytinyağlarından biridir. Bölgenin zeytinyağları yüksek yağ verimine sahiptir ve özellikle zengin aromaya sahip olması dolayısıyla yöresel yemeklere lezzet katar.

Antakya zeytinyağı ile yapılacak başlıca yemek çeşitleri: Tabule, Kısır, Mercimekli Bulgur Pilavı ve Antakya Mezeleri.

Tarsus Zeytinyağı
Sarı renge sahip olan Tarsus zeytinyağı, ağırlıklı olarak Sarı Ulak adı verilen zeytinlerden üretilir. Kıvamı Ayvalık zeytinlerine göre daha yoğundur. Sofralık kullanımda tercih edilir.

Tarsus zeytinyağı ile yapılacak başlıca yemeklere örnek olarak da Zeytinyağlı Sarma’yı ve İmam Bayıldı’yı verebiliriz.

Zeytinyağı çeşitlerini bir de böyle deneyin bakalım. Pişman olmayacaksınız 🙂

Share This:

Museum Hotel, Müzede Sanat ve Ömer Tosun

Bildiğiniz gibi geçtiğimiz günlerde uzun bir süre Kapadokya’da kaldım. Kaldığım süre içerisinde birçok ödüle sahip olan, müze otel konseptli Museum Hotel’deki Armaggan sergisini gezmek istedim ve kendimi Kapadokya’nın en sevdiğim yeri olan Uçhisar’daki Museum Hotel’de buldum.

museum hotel

Sergiyi gezdikten sonra da otelin kurucusu Ömer Tosun’la tanışma şansına eriştim ve beraber keyifli bir öğle yemeği yedik.  Ömer Bey’in hoş sohbeti, Kapadokya’nın eşsiz manzarası, Lil’a Restoran’ın güzel yemekleriyle birlikte sohbetimiz söyleşiye dönüştü.

armaggan

Ömer Bey’le sohbetimizden önce, oteli ziyaret sebebim olan sergiden bahsetmek istiyorum. Halihazırda bünyesinde birçok değerli esere yer veren, Türkiye’nin tek Relais & Chateux unvanlı oteli Museum’da, Armaggan Art Gallery’nin ‘sanat mekan tanımaz’ yaklaşımıyla açılan ‘Art in Museum sergisinde Assani, Betül Cankara, Canan Ustaoğlu, Çetin Pireci, Derin Barakta, Dinçer Güngör, Gül Delemen, Gülfidan Özmen, Güneş Özmen, İrem Çamlıca, Lütfiye Kösten, Malik Bulut, Meral Değer, Mustafa Karyağdı, Nadia Arditti, Neşe Çoğal, Nilay Özenbay, Nilgün Sabar, Oytun Berktan, Şebnem Gençer, Şevket Arık, Sinem Kaya, Tan Taşpolatoğlu ve Tan Mavitan’ ın resim ve heykel çalışmaları yer alıyor. 

Benim en beğendiğim eserlerden biri üstteki tablo. (Ama kimin olduğunu unuttum:)

Otelin koridorlarına ve özel alanlarına yerleştirilmiş eserleri gezip görmek için Kapadokya’ya ve tabii ki Museum Hotel’e gitmeniz gereken tarihler ise 5 Mayıs – 5 Eylül 2016. 

ömer tosun

Gelelim Ömer Bey’le benim merakım sayesinde röportaja dönüşen sohbetimize 🙂 Ömer Tosun, Museum Hotel’in de içinde bulunduğu İndigo Group’un Yönetim Kurulu Başkanı aslında. İndigo Group’un içerisinde Museum Hotel’den başka Matiana adında bir turizm acentesi ve kişiye özel tatillerin tasarlandığı Boutiqe Style adında bir başka acentesi daha var.

İsimlerin nereden geldiğini merak eden biri olarak, Matiana ne demek diye sordum. Mati Ana diye bir kadından bahsetti. Kutsal bir kadınmış, duası alınırmış. Ayrıca Göreme’nin de eski adıymış. İndigo ismini de ilk yaptığı işlerden halıcılıkta en sevdiği renk olan indigo mavisinden koymuş.

Daha da bir sürü şirketi ve projesi var. Hayatını yazsa, -ki bence kitap yazın diye ısrar ettim, valla roman olur. Bankacı olarak başlamış iş hayatına. Emlak Bankası, İmar Bankası ve Garanti Bankası derken yaptığı projelerle oralarda da farklı olduğunu hissettirmiş ve yöneticilerini şaşırtmış. Daha sonra Kapadokya’da halıcılığın popüler olduğu yıllarda amcasıyla birlikte bir halı dükkanı açmış ve ticarete kafası çok çalıştığı için bu işte almış yürümüş.

Kapadokya’da balonculuğu başlatmış, sonra balon şirketleri o kadar çoğalmış ki bırakmış. (Balonun burada başlamasına neden olduğu için bence bu kısım çok önemli.)

Sonra halı müzesi açmak istemiş. Ama halının müzesi olmayacağına karar vermiş. Taşın üzerinde halının görünüşünü sevmemiş. Sonra da sadece halıların değil, Anadolu eserlerinin sergileneceği, konaklama ve yemek alanlarının da olmasını istediği bir yer olmasına karar vermiş. Museum Hotel böyle ortaya çıkmış ve Türkiye’nin ilk konsept oteli olmuş. Ayrıca da bir koleksiyoner olan Ömer Bey’in koleksiyon parçalarının sergilendiği otelde Urartular’dan bile parçalar var.

Museum Hotel’den sonra konsept oteller çoğalmış gitmiş, çok da güzel bir örnek olmuş. Museum Hotel’in içinde Lil’a Restoran diye bir restoran var, bir de Maara Konak var otelin biraz ilerisinde. İki restoran da manzara ve konsept açısından harika. Bu restoranların kullandığı ürünler, yine Ömer Bey’in girişimiyle satın alınan tarlalarla birlikte kurulan İndigo Organik Tarım’dan geliyor. Yani adında olduğu gibi her şey organik.

Tabii Kapadokya deyince akla gelen şeylerden biri de şarap. Ve tabii ki kendi şaraplarını da yapıyorlar. Şimdilik Cabernet Sauvignon var. Ama 7-8 çeşit olacakmış. Ben oradayken de yeni şarap denemelerine başlamışlardı. Ve tabii ki yemekte kendi üretimleri şaraptan içtim, gayet de beğendim.

museum havuzGeçtiğimiz yıllarda Kapadokya’da cross golf turnuvaları düzenlemiş. Ama çoğalan balon şirketleriyle birlikte balonların doğayı tahrip ettiğinden nasıl rahatsız olmuşsa, golfün de aynı tahribata yol açacağını düşündüğünden devamını getirmemiş.

Şimdi yeni projeleri geliyor. Kapadokya turizmini de farklı bir yöne çekecek projeler. Termal suların ortaya çıktığı termal tesisler. Yine bir ilki yapıyor Ömer Bey ve bence bu hikayesiyle girişimcilere çok güzel örnek oluyor.

Üniversitelerde ders verip, girişimciliği anlatsa da fena olmaz hani.

Share This:

Deli no:14 Kadıköy

deli no:14 kadıköy
Zomato çalışanıyken, etkinlik yapmak üzere gittiğim Deli no:14’te çok güzel ağırlanmış ve bunun neticesinde birçok kişiye de mekanı tavsiye etmiştim. Tavsiye ettiğim kişilerden gelen, mekandaki servisin yavaşlığı ve yemeklerin fazla yağlı olduğu gibi konulara da bir aksilik olmuştur gibi savunmalar da yapmıştım.

Ama Zomato çalışanı olmadığım bir zamanda tekrar denediğimde ben de Deli no:14’ten aynı hislerle ayrılmadım. Boş masalara müşteri gelme potansiyeli üzerine dışarda oturtulmadığım gibi, özel olarak yaptığım eleştiri sonrasında mekan sahibi tarafından terbiyesizlikle suçlandım. Ececim bir aksilik olmuştur, telafi ederiz vs. demek yerine misafiri suçlamak, bu hobi olarak mekan açan işletenlerin tarzı olmuş durumda.

İyi eleştiriler almak için, kendini olduğundan farklı gösteren mekanlardan biri daha olmasına üzüldüm. Aslında ilk defa karşılaşmıyorum ama bu durumla. Etkinlik yaptığımda harika olup, sonra gidenlere aynı servisi vermeyen vs.

Artık bu terbiyesizliklere ve iki yüzlülüğe dayanamıyorum. Ve bunun neticesinde de bu mekanları ifşa etmeye karar verdim. İlki Deli no:14 olsun.

NOT: Zomato’ya yazdığım yorumu da sildiler. Bu da burada dursun.

Share This:

Dem’de Yaz

dem karaköyKaraköy’ün en keyifli mekanlarından biri, bana göre Dem Karaköy. Sahibesinin Boğaziçili olmasının kanımın bu kadar ısınmasında etkisi var mı bilmiyorum. Ama sanırım bu kadar güzel ve  değişik çayı bir arada sunan, farklı bir işletmeyi kim açsa severdim. 🙂

Kış günlerinde 1001 çay çeşitiyle bizi tavlayan Dem, yaz sezonuna geçtiğimiz bu günlerde -havalar henüz serin olsa da, ki bu benim için harika bir durum- buzlu çaylarıyla müşterilerini serinletmeye başlamış. Gittim, içtim.

Taze meyveler ve farklı çaylarla hazırlanan buzlu çaylar üç çeşit: Karadeniz’in en özel çaylarından Tirebolu çayının ananas parçacıklarıyla buluştuğu tropik lezzet “Anastasia”, zencefilli & ayvalı yeşil çayla hazırlanan ve jelibon parçacıklarıyla sunulan Ginger ve frenk üzümü & böğürtlenli bitki çayıyla hazırlanan Velvet ile Dem, her damak tadına uygun bir buzlu çay sunuyor.

Ben geçtiğimiz cuma tercihimi Ginger’dan yana kullandım. Bir sonraki seçimim Anastasia olacak.

Menüye bir de yeni lezzet olarak ev yapımı çaylı limonata “Mint & Fresh Limonata” eklenmiş. Sıcak yaz günlerinde iyi bir alternatif olacak gibi gözüküyor.

Siz de deneyin bence.

dem-buzlucaylar03

Updated: İlk yayınlanma tarihi 30 Haziran 2014.

Share This:

Kapadokya’daki ev rahatlığı: Karlık Evi

Bu yazıyı yazmakta biraz geciksem de, bu yıl ve bundan sonra Kapadokya’ya gitmeye karar verenlere iyi bir alternatif olacağını düşündüğüm için sorun yok 🙂 Kapadokya’ya gitmeye karar verdiğimde nerede kalacağım konusunda çok kararsızdım. Araştırmalarım sonucunda Uçhisar bölgesinde kalmaya karar verdiğim yerlerden biri Karlık Evi’ydi.

karlıkevi7

Her otelde bir gün kalıp, oteller hakkındaki tecrübelerimi yazacakken; Karlık Evi’nden hemen ayrılamadım ve tam üç gün kaldım. Çünkü adeta evimde gibiydim. Otel sahibi Abdullah Bey, otel müdiresi Bukem ve diğer çalışanlar… Hepsi o kadar içten, o kadar güleryüzlüydü ki otelden çıkmak istemedim.

karlıkevi2

Odama geldiğimde benim adıma bir şarap bıraktıklarını ve balonlarla süslediklerini gördüm. Genelde balayı çiftlerinin konaklamayı tercih ettiği bir otel olduğu için bu normal gözükse de, benim gibi uzun zamandır sürprizlerle karşılaşmayan biri için çok tatlı olmuştu.

ece karlık evi

Karlık Evi’nin sahibi Abdullah Bey aslında eczacı. Ama oteli görünce buna inanmayıp sanatçı olduğunu düşünebilirsiniz. Çünkü Karlık Evi adeta bir modern sanat müzesine benziyor.

Yıl içerisinde birkaç defa sanat buluşmalarına ev sahipliği yapan Karlık Evi’nde, bu sanat kamplarında üretilen eserlere her köşede rastlayabiliyorsunuz. (Fotoğraflardan da bunu anlayabilirsiniz.)

Ayrıca bu yılki sanat kampı hakkındaki yazıyı da bu linkten okuyabilirsiniz.

karlik evi kapadokya

Karlık Evi’nde her sene düzenli olarak yapılan etkinliklerden biri de LÖSEV’i ağırlamak. Lösemili çocuklara çevreyi gezdirip, onların keyifli zaman geçirmesini sağlıyorlar.

karlıkevi4

Karlık Evi’nin bir başka güzelliği de Halil İbrahim Sofrası’nı aratmayan kahvaltıları. 🙂 Tek başınıza bile olsanız çeşitten ödün vermiyorlar, önce gözünüzü sonra da tıka basa karnınızı doyuruyorlar. Aslında bu kahvaltı olayı hemen hemen bütün Uçhisar otellerinde geçerli. Bu konuda çok başarılılar.

karlıkevi9

Yazın geldiyseniz bahçedeki havuz da otelin artılarından.

karlıkevi8

Bir de yan tarafta at çiftliği var. Hem de uzaktan Uçhisar manzaralı. Tam fotoğraflık.

karlıkevi3Özellikle balayı çiftlerine tavsiye edeceğim bu otele giderseniz Bukem’e selamımı söyleyin. Size kahve ısmarlayacaktır 🙂

karlıkevi1

Share This:

The Gourmand

Beyoğlu sevgimi herkes bilir. Fırsat buldukça kendimi Taksim’e, Galata’ya atanlardanım. Değişik yerleri denemeyi sevsem de sürekli gittiğim mekanların keyfi de benim için çok önemli. The Gourmand’de benim için o keyifli mekanlardan biri.

The Gourmand Beyoğlu’nun gürültüsünden kaçmak isteyenler için Galata Kulesi’nin yakınınındaki Serdar-ı Ekrem Sokak’ta kendine harika bir köşe edinmiş. Konsept olarak gurme market kimliğini benimseyen mekan, özellikle Türkiye’de bulunmayan ürünler ile hazırladıkları menüsünü açık bir mutfakta hazırlamayı tercih ediyor.

Kapıdan girdiğinizde sizi 150 yıllık antik bir kuzine ile dekore edilmiş bir vitrin karşılıyor. Mini marketi geçtikten sonra hemen arka tarafta çok huzurlu bir kış bahçesine varıyorsunuz. Ve burada bir şeyler yemek gerçekten çok keyifli.

İlk ziyaretimde başlangıç olarak pembe limonatayı denemiştim. Fakat çileği sadece meyve olarak seven ve çilekli hiçbir şeyi sevmeyen bir insan olarak bu bana hitap etmedi. Diğer yandan ise pancar suyunu denediğimde bu farklı lezzeti sevdim.

Ardından, mekanının vazgeçilmezlerinden biri olan Cafe De Paris Soslu Izgara Bonfile Bun’u denedim. Özel bir tarifle hazırlanan ve buharda pişirilen ekmeğinin tadı kesinlikle damağınızda kalıyor. (Ziyaretlerimde de çoğunlukla tercihim bun ekmekli bonfile oluyor.:)

Denediğim diğer lezzetler ise, Truf&Parmesanlı Patates Kızartması, Chopped Salata, Tavuk&Mantarlı Fettucine  ve Taze Otlu Risotto oldu. Ev yapımı makarna konusunda da cidden başarılılar.

Ama sanırım The Gourmand’in esas yıldızları tatlı menüsünde. Çikolatalı tart ve ev yapımı Mini Snickers harika. Snickersi özellikle herkese tavsiye ediyorum. Gidip denenmesi gereken bir lezzet.

gourmand

Share This:

Osmanlı Yemeklerinin En Leziz Adresi: Asitane

Dünyanın en güzel şehirlerinden birinde, en güzel lezzetlerini tatma imkanıyla yaşıyoruz. Ben de tarihten gelen lezzetleri denemek için, uzun zamandır duyup da merak ettiğim Ayvansaray’daki Zomato’daki Asitane‘yi foodie arkadaşlarımla birlikte ziyaret ettim.

Asitane, Kariye Müzesi’nin hemen yanında bulunan ve geçmişi 25 yıl önceye dayanan bir restoran. Mekanın sahibi Batur Bey de Osmanlı mutfağını özenli bir şekilde araştıran ve işini keyifle yaptığını misafirlerine de hissettiren biri. Asitane‘nin keyifli bahçesinde daha önce tatmadığımız lezzetleri tadarken de bize eşlik ederek yediklerimiz hakkında çok güzel bilgiler verdi.

İlk olarak Kavata Çorbası’nı denedik. Kavata; fazla kızarmayan, sert dokusundan dolayı daha çok turşusu yapılan bir cins domates. Acılığını gidermek için Osmanlı tariflerine göre haşlanıp, baskı uygulanarak suyu çıkartılırmış. O dönemde beğenilerek içilen Kavata Çorbası’nı biz de çok beğendik. Sonra Bazar Böreği’ni denedik. Yumurtalı ve mayalı açma hamurda, helvacı kabağı, taze peynirler ve taze soğanlı börek, susam yağında kızartılarak yapılan bu börek ara sıcak olarak çok güzeldi.

Ana yemeğe geldiğimizde iki çeşit ana yemek bizi bekliyordu. İlk olarak Keşkekli Kuşbaşı Kebabı’nı denedik. Keşkek aslında XIII. yüzyıl Selçuklu Mutfağı yemeği olarak biliniyormuş. Kuşbaşı Kebabı ise şişte pişirilen kuzu veya koyun etine tarçın ve kimyon eklenmesiyle harmanlanan harika bir lezzetti. Etteki aroma ve keşkek birbirlerini çok iyi tamamladılar.

asitane

Sonra sıra Uskumru Dolması (Unutma Beni)’na geldi. Daha önce böyle bir balık denememiştik. Her ne kadar tıka basa doymuş olsak da, balıktan bir çatal aldıktan sonra kendimizi tutamayarak onu da afiyetle yedik.

Finali Sembuse ile yaptık. XIV. yüzyıl ilk Türk Tıp kitaplarından Tabiatname’de adı geçen bu tatlı; şekerli, dövülmüş bademli ve miskli içle hazırlanıp kızartılan ve gül sulu şerbete atılıp tarçın ekilerek servis edilen çok farklı bir lezzetti.

Ayrıca gece boyunca bütün yemeklerimize harika şaraplar eşlik etti.

Tarihi hikayeler ve harika lezzetlerle geçen keyifli bir gecenin sonunda hepimiz tekrar gelmek ve diğer yemekleri denemek üzere Asitane‘den ayrıldık. 🙂

Share This:

Hopdaddy’de Hamburger Çılgınlığı

Hamburger sevmeyenimiz yoktur heralde. Bu yazımda size Yeniköy’deki bir hamburgerciden bahsedeceğim: Hopdaddy.
hopdaddyKüçücük bir dükkan düşünün, mutfağına iki kişi bile sığamıyor. Önünde birkaç masa var. Ama bu dükkanda tam 23 çeşit hamburger yapılıyor ve hepsi birbirinden lezzetli. Mekanın hem ortağı hem de mutfağındaki isim olan Engin Bey’in elinden çıkıyor hepsi.

image

Biz altı çeşit hamburger denedik. Antrikottan hiçbir katkı maddesi eklenmeden yapılan köfteler gerçekten harikaydı. Biri acıseverlerin favorisi olacak Meksika’ydı. Bir diğeri gerçek mantar kullanılarak yapılan sosuyla İtalyan. Klasik burger severlerin favorisi Hopdaddy’s Burger oldu. Rokfor sevenler için ise önerimiz Black Jack.

Tokyo’da antrikot köfte yerine karides köftesi vardı. Karidesi hamburgerde görmek hepimizin ilgisini çekti ve en merakla denediğimiz çeşitlerden biri oldu. Çok sevdik.

image

Tropicana ise içindeki ananasla bazılarımız için cesur bir deneme olsa da, masanın favorisi oldu. Ananasın etle böyle bir uyum sağlayacağını düşünmemiştik. 🙂

image

Bir diğer favorimiz ise parmesan peynirli, frenk soğanlı patates kızartmasıydı. Fast food olarak göremeyeceğiniz bu güzel burgerler için yolumuzu tekrar Yeniköy’e düşürelim diye karar verip, Hopdaddy‘e şimdilik veda ettik.:)

Share This:

Grill Polonez’de Ete Doymak

Palladium Tower’da altı ay kadar önce açılan Grill Polonez, Polonez ürünlerinin kalitesini müşterileriyle buluşturan harika bir mekan.

Başlangıçlarda denediğim Tulum Peynirli Salata, Kırmız Soğanlı Domates Salata ve Enginar, ara sıcaklarda ise Grill Sosis Izgara, Grill Köfte, Şaşlık ve Lokum harikaydı.

Sosis mi, köfte mi, şaşlık mı yoksa lokum mu daha lezzetli karar vermeye çalışırken, ana yemek olan Kuzu Kafes masaya gelince kafam daha da karıştı. Etlerle birlikte parmaklarımı da yedim.

grill polonez

Yemek menüsü bu kadar zenginken, tatlı çeşitlerinde de aynı bonkörlük mevcut trileçe, havuç dilimi, kabak tatlısı ve incir tatlısı ne varsa denedim. Hepsi sınıfı geçti.

Grill Polonez‘in harika çalışanlarıyla birlikte işletmecisi Engin Bey’in de bu işletmenin başarısında büyük rolü var. Evime çok uzak bir yerde olmasına rağmen, Ataşehir tarafına gittiğimde mutlaka gideceğim bir mekan.

Share This:

Uniq Maslak

İstanbul’da iş merkezlerinin yoğun olduğu bölgelerde yeşil alan bulmak, buralarda yemek yemek hayal gibi olmaya başlasa da Uniq Maslak bu hayali gerçek yapan bir mekan. Maslak’a bu kadar yakın olup da orman havasını içine çekmek için buradan daha iyi bir alternatif yok.

Bu ortamı deneyimlemek için Uniq restoranlar mahallesi konseptli Foods in the Woods’u ziyaret ettiğimde, BTA markalarından TickerdazeCakes&BakesTadında Anadolu ve Kantin’in özel lezzetlerini denedim.

Yemeklerin lezzetine ve çeşitliliğine diyecek yoktu. Servis Zeytin Piyazı, Kabak Çiçeği Dolması, Papuda Piyazı, Deniz Fasulyesi, Ekşili Samut Kavurması, Sosyete Kısırı, Hırçık Kavurma, Tickerdaze salata servisi ile başladı.

Ara sıcaklarda ise Edirne Ciğer Tava, Bademli Patates Kroket, Mini Çöp Şiş, Çiğ Börek, Tarhanalı Tavuk bekliyordı. Özellikle Bademli Patates Kroket bu bölümün yıldızıydı.

Sıra ana yemeğe geldiğinde ise Ekşili Kiraz Yaprağı Sarması, Erişteli Kuzu İncik, ılık incir tatlısı ile peynir çeşitleriyle hepsi tam not aldı. Özellikle kiraz yaprağı sarmasına bayıldım.

Tatlı olarak da Devil’s Cheesecake, Cızlık ve Çikolatalı Sufle denedim. Cızlık daha önce denemediğim bir tat olduğu için ilgimi daha çok çekti. Cakes & Bakes ve Tadında Anadolu’yu havaalanlarında ve iskelelerde sürekli ziyaret eden biri olarak, Uniq konseptini de çok sevdim. Özellikle VW Arena’daki konserler öncesi karnımızı doyurup güzel vakit geçirmek için tercih edilesi mekanlar 🙂

 

Share This: