24. İstanbul Caz Festivali programında kimler var?

Geçtiğimiz günlerde açıklanan 24. İstanbul Caz Festivali’nin programı yine dopdolu.

Peki kimler, hangi mekanlarda, ne zaman sahne alacak? Haydi gelin şöyle bir bakalım.

“Festival Ödül Gecesi”
4 Temmuz Salı, 21.00, Avusturya Kültür Ofisi Bahçesi

Festivalin Avusturya Kültür Ofisi Bahçesi’nde yapılacak açılış gecesi, TRT Hafif Müzik ve Caz Orkestrası’nın şefi Kamil Özler ve Türk pop ve caz müziğinin duayen isimlerinden Fatih Erkoç’a Yaşam Boyu Başarı Ödülleri’nin takdim edilmesiyle başlayacak. Fatih Erkoç’un festivale özel bir caz repertuarını seslendireceği konserinin ardından Avusturyalı sürpriz bir grup sahne alacak.

“Terramondo” Jacky Terrasson & Stephane Belmondo // Can Çankaya & Kağan Yıldız
5 Temmuz Çarşamba, 20.00, Fransız Sarayı Bahçesi

Korhan Futacı Ve Kara Orkestra // Rain Lab (İdil Meşe & DaPoet)
5 Temmuz Çarşamba, 22.00, Salon İKSV

Gece Gezmesi
6 Temmuz Perşembe 19.00, Kadıköy, Moda

Junun Featuring Shye Ben Tzur And The Rajasthan Express //
Miles Mosley // Bilal Karaman Trio // MadenÖktemErsönmez
7 Temmuz Cuma, 19.45, Beykoz Kundura

“Caz Matine” Yürüyen Merdiven Feat. Tolga Bilgin & Kristian Lind // Geeva Flava
8 Temmuz Cumartesi, 13.45, Salon İKSV

Parklarda Caz
9 Temmuz Pazar, 16.00, Fenerbahçe Khalkedon.

Kandace Springs // Christian McBride’s “New Jawn Quartet”
10 Temmuz Pazartesi, 20.30, Sultan Park – Swissotel The Bosphorus

“Havana Gecesi” Roberto Fonseca // Dayme Arocena
12 Temmuz Çarşamba, 20.30, Uniq Hall Açık Hava Sahnesi

Fatoumata Diawara & Hindi Zahra
17 Temmuz Pazartesi, 21.00, The Grand Tarabya Panorama Terrace

Dee Dee Bridgewater “Memphis”
18 Temmuz Salı, 21.00, The Marmara Esma Sultan Yalısı

Donny McCaslin “Beyond Now”
18 Temmuz Salı 22.30, Salon İKSV

Bill Laurance // Bokanté
19 Temmuz Çarşamba, 21.00, Beykoz Kundura

Isfar Sarabski // Basel Rajoub’s Soriana featuring Sirojiddin Juraev
20 Temmuz Perşembe, 20.30, Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi

Zorlu PSM, İKSV’nin en yüksek katkıda bulunan mekan sponsoru olarak İstanbul Caz Festivali sanatçılarını konuk edecek. Zorlu PSM’de 24. İstanbul Caz Festivali’ne özel olarak gerçekleştirilecek olan Paco Du Lucia “Beyond The Memory” konseri ile Christian McBride, Joshua Redman ve TRT Hafif Müzik ve Caz Orkestrası konserinin yanı sıra değerli birçok yerli ve yabancı ismin performansları için ev sahipliği yapacak.

Taksim Trio
8 Temmuz Cumartesi 19.30, Drama Sahnesi

Mehmet Ali Sanlıkol & Whatsnext? Featuring Tiger Okoshi
13 Temmuz Perşembe 19.00, Drama Sahnesi

Nik Bärtsch’s Ronin
13 Temmuz Perşembe 21.30, Drama Sahnesi

Kerem Görsev Quartet
14 Temmuz Cuma 21.30, Drama Sahnesi

Antonio Sanchez & Migration
14 Temmuz Cuma 19.00, Drama Sahnesi

TUNA ÖTENEL VE DOSTLARI İLE BİR CAZ GECESİ
26 Nisan Çarşamba, 21.30, Salon İKSV

Paco De Lucia Anısına “Beyond The Memory”
8 Temmuz Cumartesi, 21.30, Zorlu PSM Ana Sahne

Christian McBride, Joshua Redman ve TRT Hafif Müzik ve Caz Orkestrası
11 Temmuz Salı 21.00, Zorlu PSM Ana Sahne

Share This:

Delimonti Çerkes Mutfağı Atölyesi

Geçtiğimiz günlerde özel tedarikçi atölyelerine ev sahipliği yapan Delimonti’de, zeytinyağı atölyesinden sonra ikinci atölyeme katıldım. Bu sefer konumuz Çerkes Mutfağı’ydı.

Anadolu Halk Mutfağı Derneği Başkanı Adnan Şahin’in ve Delimonti’nin yerel tedarikçilerinden Ahmet Yılmaz’ın anlatımıyla çok eski zamanlardan bu yana Kafkas coğrafyasında oluşan ve zengin bir kültüre sahip olan Çerkes mutfağının öyküsünü dinleyerek, bu özel ve güzel lezzetlerin tadına baktık.

Denediğimiz tatlardan bahsetmeden önce kısaca Çerkes Mutfağı’nın nasıl bir mutfak olduğundan ve hangi halkların birleşimi olduğunu da yazarsam daha anlamlı olur diye düşünüyorum.

Çerkes mutfağı, Adige, Abhaz, İnguş, Oset, Çeçen, Dağıstanlı ve daha birçok halkın yemek alışkanlıklarını barındırıyor. Bu zengin kültürel yapı sayesinde de yemekleri kendilerine has özellikler taşıyor. Daha çok et ve süt ürünleri kullanılarak yapılan yemeklerde, patatesin de azımsanmayacak bir yeri var.

Denediğimiz ilk yemek ‘Şips-Baste’ adı verilen bir çorbaydı. Çerkes mutfağının en önemli yemeklerinden biriymiş. Un çorbasına benziyor, çerkes tavuğu olarak bilinen mezenin de sulu olarak hazırlanmış haliymiş. Çorbanın ortasında da baste, bazen de pasta adı verilen lapa bulunuyor. Baste genellikle darı, mısır veya buğday unundan hazırlanıyormuş. Kalıp şeklinde tabağa koyulan lapanın(baste) üzerine çorba(şips) gezdirilerek servis ediliyor. Ben bu çorbayı çok sevdim.

Gubate (Patatesli Çerkes Böreği), herkesin favorisi oldu. Ben patatesli börek sevmediğim için favorim değildi ama keyifle de yedim açıkçası. Üç tarafından açık, ortalarından kapanacak şekilde, ince ince hazırlanan hamurlardan yapılan gubatenin içine patates, isteğe göre kıyma da konulabiliyormuş. Arasına tahin, üzerine pekmez sürülerek veya sosla yenebiliyor.

Yukarıda fotoğrafı bulunan Halvane (Sütlü Açma), çok yoğun bir açma. Sanırım bol yumurta kullanıldığı için böyle oluyor. Açılan hamur üzerine yumurta sürülerek fırında pişirilip servis ediliyor.

Velibah (Çerkes Gözlemesi)
Evde hazırlanan gözlemelerin, sac fırında hazırlanmış halidir. İçine genellikle patates konularak hazırlanır. Farklılığı iç malzemesine rağmen son derece ince oluşunda. Bunun fotoğrafını çekemeden yemişiz.  🙂

Gırniş (Çerkes Mantısı – Tavuklu, Sarımsaklı)
Masaya ilk geldiğinde açıkçası alttaki hamur parçalarını tavuk sanmıştım. Ama değilmiş. 🙂 Mantı hamuru gibi açılan hamurdan kareler kesilip bir tarafından diğer tarafına yuvarlanıyor. Ardından tavuk suyunda kısa bir süre pişirildikten sonra, didiklenmiş tavuk, tavuk suyu ve bol sarımsakla hazırlanarak, servis ediliyor.

Gurize (Çerkes Mantısı Kıymalı)
Bence mantı dediğin kıymalı olur ve gurize de kıymalı olduğu için bence çok lezizdi.

Psihalive (Çerkes Mantısı Patatesli)
Patatesli bir mantı türüdür. Tereyağı ve sarımsaklı yoğurt ile servis ediliyor. Mantı patatesli olmaz diye düşündüğümden sadece denedim. Benlik değildi ama diğer arkadaşlar çok sevdi. 🙂

Çerkes mutfağının bu değişik lezzetlerini denediğim için Delimonti’den her zamanki gibi çok mutlu ayrıldım. Bomontiada’da “Yerel güzeldir, sunum özeldir” mottosuyla; gastronomi marketi ve restoran konseptini ustalıkla bir araya getiren Delimonti’yi henüz ziyaret etmediyseniz mutlaka ziyaret edin derim ben.

 

 

 

Share This:

Toy İstanbul’da ‘Kaplan Sarılması’

GMall’un yeni sahnesi Toy İstanbul. Ve her hafta bu sahnede harika oyunlar sergileniyor. Ben de geçtiğimiz günlerde Toy İstanbul’da Kaplan Sarılması’nı izledim.

Tek perdelik, 50 dakika süren ve 16+ yaş grubuna hitap eden bir oyun bu. Kemal Hamamcıoğlu yazmış. Ben Kemal Hamamcıoğlu’nun yazılarını ve oyunlarını çok seviyorum. Daha önce de Craft’ta Garaj oyununu izlemiştim. Onu da etkileyici bulmuştum. Modern çağın dertlerine çok naif bir şekilde dokunan bir kalemi var. Kaplan Sarılması’nda da bunu hissedebiliyorsunuz.

Oyunun başrolünde Şebnem Bozoklu var, Kerem Fırtına da oyunun görünmeyen kahramanı. Sorduğu sorularla oyunu yönlendiriyor. İzlerken o üzerinize çöken huzursuzluk ve sıkılma hissinde payı büyük.

Bir kadının mutluluk odasında yaşadığı, mükemmel erkeği yaratma deneyiminin nasıl içinden çıkılmaz bir halini, görsel açıdan desteklenen bir sahnede izlemek keyifli. Daha önceden dijital görsellerle bu kadar desteklenen bir oyun izlemediğim için de ayrıca sevdim.

Oyunun detaylarını heyecanı kaçmasın diye anlatmıyorum ama şöyle diyebilirim:

‘Hepimiz mükemmel erkeğimizi ararken, aslında istediğimiz sadece sıcak bir sarılma değil mi?’ Mutsuzluğu bu kadar kanıksanmışken, mutluluğun garanti altına alındığı bu oyun hoşunuza gidecek.

Kaplan Sarılması her cuma 2o:30 ve 22:00’de sahneleniyor. Gidip izleyin bence.

 

 

Share This:

36. İstanbul Film Festivali İçin Geri Sayım Başladı

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından bu yıl 36.’sı düzenlenen İstanbul Film Festivali bu yıl da sinemaseverlere en yenilerden klasiklere, usta yönetmenlerin başyapıtlarından yaratıcılığın sınırlarını zorlayan filmlere zengin bir program sunacak.

20’nin üzerinde bölümde yaklaşık 200 filmin yanı sıra ücretsiz olarak gerçekleştirilecek usta sinemacıların katılacağı söyleşi ve atölye çalışmaları, sinema dersleri ve özel etkinlikleriyle festival on bir gün boyunca İstanbul’da sinema dolu günler yaşatacak.

Fransız yönetmen Olivier Assayas’ın başrolü Kristen Stewart’a teslim ettiği son filmi Personal Shopper, dünya prömiyerini Cannes’da Altın Palmiye için yarışarak yaptı. Assayas’a Cannes’da En İyi Yönetmen Ödülü’nü getiren Personal Shopper, ünlüler için özel alışveriş elemanı olarak çalışan bir genç kızın “öte tarafla” irtibat kurmayı takıntı haline getirmesini anlatıyor.

Avangart sinemanın en tanınmış isimlerinden, 87 yaşındaki Şili asıllı Fransız yönetmen Alejandro Jodorowsky’nin son filmi Endless Poetry, büyük ustanın planladığı otobiyografi beşlemesinin ikinci filmi. Serinin ilk filmi olan Gerçeğin Dansı’nın ardından çekilen melankoli, mistisizm, tarot, maskeler, grotesk fikirler ve görüntülerin bir araya geldiği Endless Poetry, “geceyarısı sineması” kavramının yaratıcısı Jodorowsky’nin sözleriyle “hayatını manevi ve sanatsal bir farkındalık yaratmaya adamış bir adamın güzellik arayışına bir övgü”.

Avusturya toplumunun en karanlık noktalarını günışığına çıkaran sıra dışı sinemacı Ulrich Seidl’ın önce Venedik, ardından da Toronto film festivallerinde gösterilen son filmi Safari, yine rahatsız edici, yine kışkırtıcı ve şaşırtıcı. 2014’te In the Basement / Bodrumda filmini festivalde izlediğimiz Seidl bu kez de Afrika’ya av amacıyla giden Avrupalı turistleri ve av sürecini tüm vahşetiyle izliyor.

Brie Larson, Sam Riley, Armie Hammer, Cillian Murphy ve Jack Reynor’ın da dahil olduğu müthiş bir oyuncu kadrosu bulunan Free Fire, dünya prömiyerini Toronto Film Festivali’nde yaptı; İngiltere ve ABD’de gösterime Nisan ayında girecek. İngiltere’nin en özgün yönetmenlerinden Ben Wheatley’nin geçen yıl festivalde de gösterilen Ballard uyarlaması High-Rise / Gökdelen’den sonra çektiği Free Fire, yönetmenin sözleriyle “modern bir 70’ler filmi”. Filmde 12 adam ve bir kadın, korsan bir silah satış anlaşması yapmak üzere Massachusetts’de bir depoda buluşuyor, ancak anlaşma sağlanamayınca silahlar konuşmaya başlıyor.

Hem Cahiers de Cinema’ya hem de BBC Culture anketine göre 2000’li yılların en iyi filmi, Roger Ebert’in “hipnotize edici, gerçeküstü bir rüya manzarası” sözleriyle nitelendirdiği Mulholland Drive, “yeni kara film” türünün en özgün örneklerinden. David Lynch’in en çok tartışılan ve en az anlaşılan yapıtı Mulholland Drive, Nisan ayındaki dünya prömiyerinin hemen ardından festivalde 4K restore kopyasından gösterilecek. Filmin İngiltere’de sinemalarda gösterime girişi, Mayıs ayında Twin Peaks’in dönüşüne denk gelecek. Filmin restorasyon sürecini Lynch şahsen yürüttü. Başrollerinde Naomi Watts, Justin Theroux ile Laura Harring’in yer aldığı, “kült” sıfatını hakkıyla taşıyan bu benzersiz film, Lynch’e Cannes’da En İyi Yönetmen ödülünü, bir de Oscar adaylığı getirdi.

Philadelphia, Mill Valley film festivallerinde izleyici ödülleri alan Lost in Paris, yaşamın mutluluk veren yönlerinin beyazperdeye yansıdığı, rengârenk bir komedi. Fransız Yeni Dalgası’nın unutulmaz filmlerinden Hiroshima mon Amour ve Michael Haneke’nin Amour / Aşk filmlerinin yıldızı Emmanuelle Riva, geçtiğimiz hafta hayatını kaybetmişti.

Şimdilik festival haberleri bu kadar. Zamanla açıklanacak detayları ve festivalle ilgili bilgileri sosyal medya hesaplarından takip edebilirsiniz.

Share This:

İstanbul Modern’in Son Sergisi ‘Liman’

Geçtiğimiz Perşembe, Ücretsiz Perşembe kapsamında İstanbul Modern’i ve tabii ki son sergisi ‘Liman’ ı gezdim.

28 Ocak – 4 Haziran 2017 tarihleri arasında gezebileceğiniz sergi, liman konusunu farklı boyutlarıyla işliyor. Coğrafi bir konum olmanın ötesinde, toplumsal ve ekonomik bir etkileşim alanı olarak liman bölgelerini görsel sanatlardaki yansımalarıyla araştıran sergi, “liman” kavramının sembolik ve metaforik açılımlarına da yer veriyor.

İstanbul kentinin deniz ve limanlarla ilişkisini vurgulayan “LİMAN”, 19. yüzyıldan günümüze Türkiye sanatında deniz kenarında ve liman çevrelerinde gelişen kültürel ve toplumsal hayatı mercek altına alıyor.

Türkiye’de denizcilik kültürü, toplumsal tarih ve görsel sanatlar alanlarını kapsayan sergi, bir zaman çizelgesi de sunuluyor. Theodosius (Yenikapı) Limanı’na dair arkeolojik çalışmalardan günümüze İstanbul kentinin tarihini limanlar üzerinden özetleyen zaman çizelgesi, kentin deniz ve limanla olan ilişkisine dair belli başlı dönüşüm ve kırılmalara işaret ediyor.

Venedik Bienali 15. Uluslararası Mimarlık Sergisi’ndeki Türkiye Pavyonu için hazırlanan “Darzanà: İki Tersane, Bir Vasıta” projesi kapsamında tasarlanıp Haliç tersanesinde üretilen Baştarda adlı tekne ise, “LİMAN” sergisi kapsamında müze bahçesinde yeniden kurularak izleyiciyle buluşuyor. Darzanà ile kendi fotoğrafımı paylaşayım dedim. 🙂

Sergide yer alan sanatçılar ise şöyle: Nevin Aladağ, Meriç Algün Ringborg, Hüseyin B. Alptekin, Avni Arbaş, Volkan Aslan, Turgut Atalay, Antonio Cosentino, Darzanà (Feride Çiçekoğlu, Mehmet Kütükçüoğlu, Ertuğ Uçar), Hasan Deniz, Cevat Dereli, Abidin Dino, Burhan Doğançay, Feyhaman Duran, Mıgırdiç Givanian, Ara Güler, Nedim Günsür, Nuri İyem, Özer Kabaş, Borga Kantürk, Gülsün Karamustafa, Volkan Kızıltunç, Muhsin Kut, Mıgırdiç Melkon, Yasemin Özcan, Serkan Özkaya, Sébah & Joaillier, Arslan Sükan, Hüsnü Tengüz, Cemal Tollu, Selim Turan, Ömer Uluç, xurban_collective (Güven İncirlioğlu, Hakan Topal), Mümtaz Yener, Fausto Zonaro

Küratörler: Çelenk Bafra, Levent Çalıkoğlu
Asistan Küratörler: Aslı Can, Senem R. Kantarcı

Share This:

Bo Sahne’de Levent Özdilek’le Aşk Şiirleri

Hayatımın bazı dönemlerinde o kadar çok oyun izliyorum ki, en fazla iki haftada bir kendimi tiyatroya atıyorum. Bazen de araya uzun zaman giriyor ve bir türlü fırsat bulamıyorum. Bu sefer bu gidememezlik zincirini uzun zamandır gitmek istesem de bir türlü fırsat bulamadığım Bo Sahne’de kırdım.

Aslında izlediğim bir tiyatro oyunu değildi. Levent Özdilek’le Aşk-ım bir müzikli gösteriydi. Ben de ilk gösterimine katıldım. Levent Özdilek her zamanki karizmatik sesiyle bize Mevlana’dan şiirler okudu, hikayeler anlattı. Cemil Türkocağı da müzikleriyle sahnedeydi.

Müziklerde doğaçlamadan kaynaklanan ufak tefek aksaklıklar olsa da; seçilen şiir ve öyküler, Hatice Gökçe tasarımı kıyafetiyle Levent Özdilek bizi o tasavvuf dünyasına hemen soktu. Kendimi üniversitede tasavvuf dersinde hissettim, içimden şiirleri yorumladım bir taraftan da. Ama bu seferki yorumlarım, aradan geçen on yıldaki tecrübelerimden ve kendi hayatımdan çıkardığım dersleri de Mevlana’nın dizeleriyle düşünmemdi. Etkilendim.

Bir sonraki gösteri 19 Şubat’ta.

Gelelim Bo Sahne’ye. Türkiye’deki bu huzursuz ortamda tiyatro ve sanat yapmaya devam eden insanlara saygım büyük. Bo Sahne de bu zor ortamda, sadece manevi değil aslında burada maddi zorluklardan da bahsetmesem hata olur, varlığını sürdürmeye çalışan özel sahnelerden biri. Bo Sahne hem birçok oyun üreten hem de birçok oyuna ev sahipliği yapıyor. Ayrıca burada atölyeler ve eğitimler de düzenleniyor. Her akşam farklı bir oyun sahneleniyor.

Geçtiğimiz günlerde kapanacağını bir maille öğrendiğim Mekan Artı gibi, başka tiyatroların kapanmaması için bir avuç insan da kalsak lütfen tiyatro izlemeye devam edelim. Hayatın bu sıkıcılığında biraz olsun nefes almak için tiyatrolara, konserlere gidelim.

Çünkü bence, sanat iyileştirir.

 

Share This:

Trattoria La Scarpetta ve La Mia Luce’ye ‘Gerçek İtalyan’ Tescili

İtalyan mutfağını hangimiz sevmeyiz ki? Makarna, pizza, tiramisu… Bu yemekler, İtalyanların dünya mirasına çok büyük bir katkısı adeta.

İtalyanlar da bu miraslarının kalitesini ve orijinalliğini korumak için gerçekten çok çalışıyorlar. İtalya’daki Unioncamere ile yurt dışındaki İtalyan Ticaret Odaları birlikte çalışarak, İtalyan restoranlarının standartlarını sağlayan yurt dışındaki tüm İtalyan restoranlarına yönelik “İTALYAN KONUKSEVERLİĞİ; DÜNYADA İTALYAN RESTORANLARI” projesini sürdürüyor.

Bu projenin amacı; İtalyan yemek geleneği ve kültürünü geliştirmek, İtalyan misafirperverliği kalite standartlarına uyum sağlayan yurt dışındaki İtalyan restoranlarının imajını yükseltmek, uluslararası bir ağ oluşturmak ve taklit ve benzeri İtalyan ürünlerinin önüne geçmek.

Bunun için de tabii ki bazı kriterler var. Bu kriterler ne diye sorarsanız:
1. Sertifika almaya hak kazanan restoranlarda orijinal İtalyan zeytinyağı, tahıl, makarna, DOP /IPG ürünler gibi gerçek İtalyan ürünleri kullanılması gerekiyor.
2. Şarap Menüsü orijinal İtalyan şaraplarını da içermeli.
3. Şefler uzman ve İtalyan olmalı veya İtalya’da bir okulda İtalyan mutfağı ve kültürü ile ilgili eğitim almış olmalı.
4. Menü, tipik bölgesel mutfakların esaslarına uymanın yanı sıra İtalyanca olarak da yazılmış olmalı.
Restoran görsel olarak da İtalyan restoranını andırmalı ve düzenleme, şekil ve ağırlama İtalyan geleneğine uygun olmalı.

Bugüne kadar bu kriterleri sağlayan, dünyada 60 ülkeden ve 300 şehirden yaklaşık 2 bin restoran “Marchio Ospitalità Italiana” yani “İtalyan Konukseverliği” sertifikası ile ödüllendirildi.

Şu anda Türkiye’de sertifika almaya hak kazanan ve faaliyette olan restoranlar Da Mario, Eataly İstanbul, Emporio Armani Ristorante, Gina, La Mia Luce, Mezzaluna, Ristorante Il Padrino,Trattoria la Scarpetta.

Bu kadar bilgiyi nereden öğrendiğime gelince, geçtiğimiz Çarşamba günü La Mia Luce ve Trattoria la Scarpetta’nın sertifikasını aldığı törene ve sonrasındaki öğle yemeğine katıldım. Tören benim de iki sene boyunca gittiğim İtalyan Kültür Merkezi’nde yapıldı. Özlemişim. Her ne kadar İtalyanca’yı bayağı unutmuş olsam da, İtalyan Ticaret Odası Başkanı Giuseppe Moggi, İtalya Büyükelçisi Luigi Mattiolo ve İtalya Başkonsolosu Federica Ferrari Bravo’nun konuşmalarının çoğunu anladım.

Sertifika ve ödül töreni sonrasındaki yemeği La Mia Luce ve Trattoria la Scarpetta’nın şefleri beraber hazırlamıştı. Muhteşem İtalyan şarapları eşliğinde aşağıdaki menüyü yedik.

Özellikle Panna Cotta harikaydı. Hayatımda yediklerimin en iyisiydi diyebilirim.

Organizasyonun mantığı, tüm dünyada böyle bir uygulamanın bulunması beni çok etkiledi. Keşke biz de Türk Mutfağı’na böyle sahip çıksak ve dünyada tanınmasını sağlasak…

Share This:

ENKA Kültür Sanat’ın perdeleri 24 Ocak’ta açılıyor

ENKA Kültür Sanat, 29. yılında 24 Ocak’tan itibaren, dopdolu bir programla seyircileriyle buluşmaya hazırlanıyor. Buluşmaların ilk haftasında Semaver Kumpanya’nın İçerdekiler, Oyun Atölyesi’nin Kundakçı, Sarı Sandalye’nin O/Hakkâri’de Bir Mevsim oyunlarını sahneye taşıyor.

ENKA sahnesinin perdeleri, 24 Ocak Salı akşamı saat 20.30’da, Melih Cevdet Anday’ın İçerdekiler adlı eseri ile açılıyor. Toplumdaki baskının en tepeden en aşağı inişini anlatıyor. Oyuncuları Mustafa Kırantepe, Nihal Yalçın ve Serkan Keskin.

Geçtiğimiz yılın ‘En İddialı 10 Oyunu’ arasında gösterilen Kundakçı, Oyun Atölyesi’nin güçlü oyuncu kadrosuyla sahneye taşınıyor. Rus yazar Grigory Gorin’in imzasını taşıyan hikaye, Kundakçı’nın kahramanlıkla teröristlik arasında gidip gelen benliğini kullanarak, ironilerle dolu ve bir o kadar eğlenceli bir oyuna dönüşüyor. Kundakçı, 25 Ocak Çarşamba akşamı seyircisiyle buluşuyor.

Haftanın son performansı, Sarı Sandalye’nin Ferit Edgü’nün aynı adlı eserinden tiyatroya uyarladığı O/Hakkâri’de Bir Mevsim oyunu. İlk gösterimi 20. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında olan oyun, ülkenin doğusuna yolu düşen bir yabancının hikayesini ele alıyor. 26 Ocak Perşembe akşamı saat 20.30’da İbrahim Betil Oditoryumu’nda sahnelenecek oyunda Kutay Sandıkçı, Gizem Ancı Aktepe, Gizem Taştan, Doğa Nalbantoğlu, İlyas Özçakır, Ozan Çelik, Yusuf Tan Demirel rol alıyor.

Bilet fiyatlarından bahsetmek gerekirse; tam: 40, öğrenci: 20 TL.

Share This:

Pera Film’de İstikamet Balkanlar


Pera Film, 2017 yılını Balkanlar’a bir yolculukla, İstikamet: Balkanlar film programıyla karşılıyor.

İstikamet: Balkanlar programında, bu coğrafyayı dışarıdan bir gözle anlatan Batı Avrupa ve Amerika yapımı filmler çoğunlukta. Saraybosna’ya Hoşgeldiniz ve Umut Çiçekleri aynı coğrafyadaki farklı savaşlara yabancı gazetecilerin gözüyle bakarken, Sen Dünyaya Gelmeden ve Kan ve Aşk, aynı savaşların etkilediği aşkları ve aileleri dert ediniyor.

Savaşın geride kaldığı günlerde farklı sebeplerle yolu Balkanlar’dan geçenler var; Charlie Countryman’in Gerekli Ölümü’nde annesinin hayaleti tarafından Bükreş’e yollanmış genç bir adam, Keder’de ekonomik krizin Romanya’da bir araya getirdiği iki İtalyan genç, Kayıp Kral’da ise krallığını kurtarmaya çalışan bir kral.

Diğer yandan bu topraklara ait filmlerin de yolculuklardan öğrendikleri yok değil. Bosnalı yönetmen Danis Tanovic, sürgünden ülkesine dönen bir Bosnalının Güzel Bir Hayat Düşlerken başına gelenleri anlatırken, Bulgar yönetmen Kamen Kalev’in ilk filmi Şark Oyunları, yoldaki bir Türk ailenin ve iki Bulgar kardeşin hayatını değiştiren bir saldırıya odaklanıyor.

Program şöyle:

Share This:

Roger Ballen: Retrospektif Sergisi İstanbul Modern’de

Retrospektif, Amerika doğumlu, Güney Afrikalı sanatçı Roger Ballen’ın 1980’lerden itibaren gerçekleştirdiği çalışmaların izini sürüyor. Erken tarihli çalışmalarında belgesel fotoğrafçılığı geleneğini izleyen Ballen, zamanla kendisinin “ballenesk” olarak nitelendirdiği farklı ve benzersiz bir üslup geliştirdi.

Çizim, resim, kolaj ve heykel tekniklerinden de yararlanan sanatçı, çok disiplinli yaklaşımıyla fotoğrafın köklerine derinden bağlı, yeni bir estetik meydana getirdi. Walker Evans’ın yapıtlarını da çağrıştıran Ballen’ın fotoğrafları doku, ışık ve özneyle etkileşim gibi fotoğrafın sadece biçimsel yönlerini barındırmakla kalmaz, aynı zamanda sosyal değişimlerin yaşandığı bir zamanda ötekileştirilen hayatlara tanıklık etme ve bunları ifşa etme amacını da taşır. Benzer şekilde Diane Arbus ve Eugene Meatyard’ın fotoğrafları da Ballen için bir çıkış noktası olur, biçimsel anlamda mesafeli görünseler de fotoğrafın özne ve nesneleri psikolojik bir yoğunluk taşır.

Ballen’ın katılımcı-aktörlerini Samuel Beckett ya da Harold Pinter’in tiyatrosundakilerden daha garip, ıssız, belirsiz olarak nitelemek de mümkündür. Ballen’ın çalışmalarındaki karakterler, Absürt Tiyatro’ya yakın durur, etraflarındaki dünyaya ne herhangi bir güç uygulayabilir ne de ondan kaçabilirler. Sıradan insanlar aracılığıyla Ballen insani durumun absürtlüğünü açık eder, groteskin içinde komikliği bulur, deliliği gerçekliğin kenarında konumlandırır.

Sergi, sanatçının Dorps: Güney Afrika’nın Küçük Kasabaları, Platteland: Güney Afrika Kırsalından İmgeler, Yabanülke, Gölge Oda, Misafirhane, Kuş Sığınağı ve Hayaletler Tiyatrosu serilerinden bir seçkiye ve “Ballenesk Oda” adlı yerleştirmesine yer veriyor.

Küratörlüğünü Demet Yıldız’ın yaptığı Ssergi 28 Aralık 2016 – 4 Haziran 2017 tarihleri arasında gezilebilir.

Görseller:
Sol: Dolanan Teller, 2001
Sağ: Uyuyan Kız Portresi, 2000

 

*istanbulmodern.org sitesinden.

Share This:

Delimonti’de Bir Zeytinyağı Atölyesi

En sevdiğim yiyeceklerden biri zeytin olabilir. Sevdiğim bir zeytin cinsi bulduğumda leblebi gibi yiyebiliyorum. Yemeklerde de zeytinyağı kullanmayı tercih eden bir ailem var. Hal böyleyken ve zeytini bu kadar severken geçtiğimiz günlerde Bomontiada’nın içinde yer alan Delimonti’de gerçekleşen zeytinyağı atölyesine katılmak benim için acayip zevkli bir aktivite oldu. Burada öğrendiklerimi de bu yazıyla sizlerle paylaşmak istedim.

delimonti
Ama atölyeden önce size biraz Delimonti’den bahsedeyim. Delimonti, “Yerel güzeldir, sunum özeldir” mottosuyla ortaya çıkmış içinde gastronomi marketi ve restoran konseptini birleştiren, içeri girdiğiniz andan itibaren ağzınızı sulandıran bir yer. Mekanda Anadolu’nun farklı yerlerinden gelen tarifleri, geleneksel yöntemlerle hazırlayıp, modern sunumlarla servis ediyorlar. İçerisindeki ürünler de mevsime göre değişiyor.

delimonti

Özellikle kahvaltı ve şarap içmek için tercih edilmesi gereken bir yer. Delimonti menüsünde tamamı katkısız ve doğal; çiçek ve meyve reçelleri, pekmezler, ondan fazla farklı yöreden özel bal ve kaymak çeşitleri, 50’den fazla yöresel peynir seçeneği ve tüm bölgelerden gelen zeytinyağlarını barındıran bir zeytinyağı barı mevcut./Evet zeytinyağı barı. 🙂

delimonti

Gelelim Zeytinyağı Atölyesi’ne; atölye Anadolu Halk Mutfağı Derneği Başkanı Adnan Şahin’in ve Amichia markasının sahibi Selahattin Toma’nın anlatımıyla gerçekleşti.

Çok eski zamanlardan bu yana Anadolu’nun her yerinde, farklı kültürlerin mutfağında vazgeçilmez bir yere sahip olan zeytinyağı tüm Türkiye’de yetişse de bu etkinlikte, Ege-Akdeniz Bölgesi ürünleri arasında yer alan Ayvalık, Antakya ve Tarsus bölgelerinin zeytinyağlarının hikayesini dinledik ve tadımını yaptık.

delimontiZeytinyağı Hakkında

  • Ölmez ağaç da denilen zeytin ağacının meyvesinden elde edilen, renkleri yeşil ile sarı arasında değişen, değerli ve sağlıklı bir sıvı yağdır.
  • İlk zeytin hasadının ne zaman ve hangi uygarlık tarafından yapıldığı bilinmemekle beraber, zeytin hasadında toplama şekilleri binlerce yıldan bu yana büyük değişikliklere uğramayarak, elle toplama ya da silkme yöntemi kullanılıyor.
  • Hasatlar Ekim başında başlıyor, Ocak ortasına kadar devam ediyor. (Bölgesine göre tarihler değişiyor. Mesela Akdeniz Bölgesi’ndeki zeytinler erken olgunlaşıyor.)
  • Hasat yapılırken önce sofralık zeytinler ayrılıyor. Yağ için ayrılan zeytinlerin ise altı saatten önce sıkma için gönderilmesi gerekiyor, aksi takdirde oksidasyon başlayacağı için zeytinyağının kalitesi düşüyor.
  • Taşıma koşulları da zeytinyağının kalitesinde önem arz ediyor. Plastik ve açık kasalarda hava aldırarak taşımak oksidasyonun hızlanmamasını sağlayabiliyor.
  • Zeytinler sıkıma girdikten sonra hava ile temas ettirilmemesi gerekiyor. Eğer oksidasyon başlarsa kokuda ve lezzette kayıplar yaşanıyor.
  • Zeytinyağını genelde fazla alıp evde stoklayan insanlarız. Ancak zeytinyağının raf ömrü önemli. Bir yıl raf ömrü olan zeytinyağları tercih edilmeli. /Çünkü yağın taze olması önemliymiş. Bunu yeni öğrendim.
  • 5 kilo siyah zeytinden 1 kilo, 8 kilo yeşil zeytinden 1 kilo zeytinyağı elde ediliyor.
  • Kasım’da yağmur yağması zeytin üreticileri için önemli. Böylece zeytin yağlanıyor. Ama zeytin küçüldükçe de içindeki yağ oranı artıyor.:)
  • Sızma yağ satın alırken asit oranı 0.8’in altında olmasına dikkat etmeliyiz.

Ege-Akdeniz Bölgesi Zeytinyağı Türleri

Ayvalık Zeytinyağı
Ayvalık zeytinyağı, ince kıvamı ve altın sarısı rengi ile tanınıyor. Genellikle sızma tekniği ile üretildiğinden dolayı, özellikle soğuk yemeklerde kullanılması önerilen bir yağ.

Ayvalık zeytinyağı ile yapılacak başlıca yemek çeşitleri ne derseniz? Deniz Börülcesi, Enginar Salatası ve Yemeği, Zeytinyağlı  Bakla ve Ege’nin otlu mezeleri.

Antakya Zeytinyağı
Koyu yeşil rengi en belirgin özelliği olan Antakya zeytinyağı, Türkiye’nin en kıvamlı zeytinyağlarından biridir. Bölgenin zeytinyağları yüksek yağ verimine sahiptir ve özellikle zengin aromaya sahip olması dolayısıyla yöresel yemeklere lezzet katar.

Antakya zeytinyağı ile yapılacak başlıca yemek çeşitleri: Tabule, Kısır, Mercimekli Bulgur Pilavı ve Antakya Mezeleri.

Tarsus Zeytinyağı
Sarı renge sahip olan Tarsus zeytinyağı, ağırlıklı olarak Sarı Ulak adı verilen zeytinlerden üretilir. Kıvamı Ayvalık zeytinlerine göre daha yoğundur. Sofralık kullanımda tercih edilir.

Tarsus zeytinyağı ile yapılacak başlıca yemeklere örnek olarak da Zeytinyağlı Sarma’yı ve İmam Bayıldı’yı verebiliriz.

Zeytinyağı çeşitlerini bir de böyle deneyin bakalım. Pişman olmayacaksınız 🙂

Share This:

Pera Müzesi’nde Kulak Ver! Müzik ve Sinema: Orta Avrupa Filmleri

kulak ver
12 Kasım – 04 Aralık 2016 tarihleri arasında Pera Film, Kulak Ver! Müzik ve Sinema: Orta Avrupa Filmleri adlı program ile Çek, Macar, Polonya ve Slovak sinemalarından oluşan bir seçkiyle müzik ve sinema ilişkisini ele alıyor.

Müzik, farklı kuşaklar ve alt kültürler için tartışmasız en kolay bağ kurulabilen ortak bir deneyimi temsil ediyor. Orta Avrupa filmlerinden Visegrad Grubu iş birliğiyle sunulan bu seçki, müzikaller, müzik ve müzisyenlerle ilgili filmlere ve farklı, yenilikçi biçimlere kucak açmış film müziklerine odaklanıyor.

Kulak Ver! Müzik ve Sinema: Orta Avrupa Filmleri

Kulak Ver! programı, müzikaller için benzersiz bir seçki sunuyor: Çek popüler kültürünün ikonlarına yer veren pop-art peri masalı The Incredibly Sad Princess [İnanılmaz Hüzünlü Prenses]; Andrew Llyod Weber’in klasikleşmiş müzikali Jesus Christ Superstar’la başlayan Broadway ve West End trendlerine 1980 kuşağının yanıtı niteliğindeki Macar rock operası Stephen the King [Kral Stephen]. Miloš Forman’ın Hair [Saç] filmine benzer şekilde Çek hippi filmi Ballad for the Bandit [Haydudun Baladı], Brno’nun Goose on the String Theatre’ının [İpteki Kaz Tiyatrosu] efsanevi müzikal tiyatrosundan yola çıkıyor ve düzene isyan eden bir kuşağın duygularını dile getiriyor. All That I Love [Sevdiğim Her Şey] müzik ve sinemanın iç içe geçerek 1980’lerin başlarındaki siyasi anlamda çalkantılı dönemini –baskıcı Sıkıyönetim ve Dayanışma’nın yükselişi yıllarını- nasıl anlatabileceğini gösteriyor. Polonya belgeseli The Queen of Silence [Sessizliğin Kraliçesi] ise Bollywood’a aşık olan sağır bir Roman kızın hikayesi – film, müziğin gücünün, insanların hayatını nasıl değiştirebildiğini anlatıyor.

Bu program kapsamındaki Pera Film gösterimleri ücretsiz ve rezervasyon alınmıyor.

Film gösterim tarihleri şöyle:

film programı

Share This: