‘Rus Sinemasında Kadınlar’ Pera Film’de


Pera Film, Seagull Films iş birliğiyle hazırlanan Rus Sineması’nda Kadınlar programı, 20. yüzyıl ve günümüz Rus sinemasında kamera önü ve arkasında kadınların bulunduğu yapımlardan bir seçki sunuyor.

Programda kadın yönetmenlerin imzasını taşıyan Kanatlar, Bayır, Akortçu, Evcil Hayvanlarla Seyahat ve Ben Hariç Herkes Ölsün’ün yanı sıra çalkantılı zamanlardan geçen güçlü kadın karakterleri tasvir eden Leylekler Uçarken ve Aşk Gözyaşlarına İnanmıyor da yer alıyor.

Program şöyle:

18 Mart – 02 Nisan 2017 tarihleri arasında Pera Müzesi’nde izleyebilirsiniz.

Share This:

36. İstanbul Film Festivali İçin Geri Sayım Başladı

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından bu yıl 36.’sı düzenlenen İstanbul Film Festivali bu yıl da sinemaseverlere en yenilerden klasiklere, usta yönetmenlerin başyapıtlarından yaratıcılığın sınırlarını zorlayan filmlere zengin bir program sunacak.

20’nin üzerinde bölümde yaklaşık 200 filmin yanı sıra ücretsiz olarak gerçekleştirilecek usta sinemacıların katılacağı söyleşi ve atölye çalışmaları, sinema dersleri ve özel etkinlikleriyle festival on bir gün boyunca İstanbul’da sinema dolu günler yaşatacak.

Fransız yönetmen Olivier Assayas’ın başrolü Kristen Stewart’a teslim ettiği son filmi Personal Shopper, dünya prömiyerini Cannes’da Altın Palmiye için yarışarak yaptı. Assayas’a Cannes’da En İyi Yönetmen Ödülü’nü getiren Personal Shopper, ünlüler için özel alışveriş elemanı olarak çalışan bir genç kızın “öte tarafla” irtibat kurmayı takıntı haline getirmesini anlatıyor.

Avangart sinemanın en tanınmış isimlerinden, 87 yaşındaki Şili asıllı Fransız yönetmen Alejandro Jodorowsky’nin son filmi Endless Poetry, büyük ustanın planladığı otobiyografi beşlemesinin ikinci filmi. Serinin ilk filmi olan Gerçeğin Dansı’nın ardından çekilen melankoli, mistisizm, tarot, maskeler, grotesk fikirler ve görüntülerin bir araya geldiği Endless Poetry, “geceyarısı sineması” kavramının yaratıcısı Jodorowsky’nin sözleriyle “hayatını manevi ve sanatsal bir farkındalık yaratmaya adamış bir adamın güzellik arayışına bir övgü”.

Avusturya toplumunun en karanlık noktalarını günışığına çıkaran sıra dışı sinemacı Ulrich Seidl’ın önce Venedik, ardından da Toronto film festivallerinde gösterilen son filmi Safari, yine rahatsız edici, yine kışkırtıcı ve şaşırtıcı. 2014’te In the Basement / Bodrumda filmini festivalde izlediğimiz Seidl bu kez de Afrika’ya av amacıyla giden Avrupalı turistleri ve av sürecini tüm vahşetiyle izliyor.

Brie Larson, Sam Riley, Armie Hammer, Cillian Murphy ve Jack Reynor’ın da dahil olduğu müthiş bir oyuncu kadrosu bulunan Free Fire, dünya prömiyerini Toronto Film Festivali’nde yaptı; İngiltere ve ABD’de gösterime Nisan ayında girecek. İngiltere’nin en özgün yönetmenlerinden Ben Wheatley’nin geçen yıl festivalde de gösterilen Ballard uyarlaması High-Rise / Gökdelen’den sonra çektiği Free Fire, yönetmenin sözleriyle “modern bir 70’ler filmi”. Filmde 12 adam ve bir kadın, korsan bir silah satış anlaşması yapmak üzere Massachusetts’de bir depoda buluşuyor, ancak anlaşma sağlanamayınca silahlar konuşmaya başlıyor.

Hem Cahiers de Cinema’ya hem de BBC Culture anketine göre 2000’li yılların en iyi filmi, Roger Ebert’in “hipnotize edici, gerçeküstü bir rüya manzarası” sözleriyle nitelendirdiği Mulholland Drive, “yeni kara film” türünün en özgün örneklerinden. David Lynch’in en çok tartışılan ve en az anlaşılan yapıtı Mulholland Drive, Nisan ayındaki dünya prömiyerinin hemen ardından festivalde 4K restore kopyasından gösterilecek. Filmin İngiltere’de sinemalarda gösterime girişi, Mayıs ayında Twin Peaks’in dönüşüne denk gelecek. Filmin restorasyon sürecini Lynch şahsen yürüttü. Başrollerinde Naomi Watts, Justin Theroux ile Laura Harring’in yer aldığı, “kült” sıfatını hakkıyla taşıyan bu benzersiz film, Lynch’e Cannes’da En İyi Yönetmen ödülünü, bir de Oscar adaylığı getirdi.

Philadelphia, Mill Valley film festivallerinde izleyici ödülleri alan Lost in Paris, yaşamın mutluluk veren yönlerinin beyazperdeye yansıdığı, rengârenk bir komedi. Fransız Yeni Dalgası’nın unutulmaz filmlerinden Hiroshima mon Amour ve Michael Haneke’nin Amour / Aşk filmlerinin yıldızı Emmanuelle Riva, geçtiğimiz hafta hayatını kaybetmişti.

Şimdilik festival haberleri bu kadar. Zamanla açıklanacak detayları ve festivalle ilgili bilgileri sosyal medya hesaplarından takip edebilirsiniz.

Share This:

Pera Film’den Kuyruklu Hikayeler

Köpeklere bayılırım. Bu yüzden Pera Film’in yeni programına da bayıldım. İlk defa böyle bir film gösterimi hakkında yazdığım için de heyecanlandım. Programın çok tatlı bir hashtag’i bile var: #sinemanınköpekleri 🙂

Pera Film İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nün Dört Ayaklı Belediye: İstanbul’un Sokak Köpekleri sergisi kapsamında dünyanın farklı köşelerinden köpek hikâyelerini bir araya getirmiş ve Kuyruklu Hikâyeler: Sinemanın Köpekleri programında, yüzyıllar boyu insanın en sadık dostu olarak tanımlanmış köpeklerin dünya sinemasında da geniş bir yeri olduğunu, köpek sevgisiyle hareket eden yönetmenlerin tür sınırlaması tanımadığını göstermiş.

Tıpkı bir köpekle yaşamanın tattırdığı birçok farklı duygunun bulunması gibi, Kuyruklu Hikâyeler’imiz arasında animasyon ve belgeseller, avangart ve kült filmler, komedi hatta gerilimler var. Patagonya’da Budapeşte’de, Oregon’da ya da okyanus ortasındaki bir ıssız adada geçtiği fark etmeksizin, sinemanın ‘‘kuyruklu yıldızları’nın hikâyeleri bazen umudun, bazen isyanın simgesi olmuş.

Köpekler, bu filmlerde kimi zaman sahipleri için bir yaşama sebebi, kimi zaman bizim için sahiplerini tanıma aracına dönüşüyor.

Şimdi sinemanın sokaklarında Bombon, Hagen, Lucy, Truman, Tulip, Otto, Baxter, Lolabelle ve nicesiyle gezintiye çıkma zamanı. Film programı ve detayların hepsi bu link‘te.

 

Share This:

Loving Vincent, Vincent’i Sevmek Filminin Fragmanı Yayında


Uzun zamandır beklenen an geldi ve ilk defa ‘Stop Motion Painting’ tekniğiyle yapılan film olma özelliğini taşıyan, yaratım süreci altı yıldır devam eden Loving Vincent’ın full fragmanı sonunda yayınlandı.  Van Gogh hayranı biri olarak ekstra heyecanla beklediğim filmin her sahnesi yağlı boyalardan oluşuyor.

Polonyalı BreakThru film ve İngiliz Trademark şirketinin ortaklığında, 115 ressamla, Van Gogh’un 94 tablosunun, toplamda 62,450 yağlı boya sahnesinin tek tek elle çizilerek kullanıldığı film sadece tekniğiyle değil Van Gogh’un eserleri ve gizemli ölümüne de dikkat çekeceğe benziyor.

Filmin yönetmenleri aynı zamanda birer ressam olan Dorota Kobiela ve Hugh Welchman. Başrollerde ise Saoirse Ronan ve Aidan Turner var.

Filmin gösterim tarihi henüz belirlenmedi. Twitter ve Facebook  hesaplarını takip ederek öğreneceğiz artık.

 

Share This:

Anayurt Oteli Yenilendi

Groupama, on yıldır İstanbul Film Festivali iş birliğiyle sürdürdüğü “Türk Klasikleri Yeniden” projesi ile Türk sinemasının önemli yapıtlarının yıllar sonra yenilenerek tekrar sinemalarda gösterime hazır hale getirilmelerini sağlıyor.

Bu yıl da 36. İstanbul Film Festivali “Türk Klasikleri Yeniden” bölümü kapsamında yapılacak özel gösterimde, Ömer Kavur’un yönettiği, başrollerini Macit Koper, Serra Yılmaz, Orhan Çağman ve Şahika Tekand’ın paylaştığı, Osman Alyanak, Kemal İnci, Cengiz Sezici, Songül Ülkü, Ülkü Ülker, Yaşar Güner, Arslan Kacar, Osman Çağlar ve Orhan Başaran’ın da rol aldığı 1987 yapımı Anayurt Oteli yenilenmiş kopyasından gösterilecek.

Fanatik Film tarafından restore edilen Anayurt Oteli 2017’de, yapımından tam 30 yıl sonra yeniden beyazperdede izleyiciyle buluşacak.

Yapımcılığını Cengiz Ergun ile Ömer Kavur’un, yürütücü yapımcılığını Sadık Deveci’nin üstlendiği Anayurt Oteli’nin müziklerini Attila Özdemiroğlu besteledi. Yönetmen Orhan Oğuz ise filmin görüntü yönetmeni. Ömer Kavur’un başyapıtı olarak anılan film, sinemamızın en güçlü edebiyat uyarlamalarından biri olarak kabul ediliyor. Benim de en sevdiğim kitaplardan biri olan Anayurt Oteli, gerçekten çok başarılı bir uyarlama.

Anayurt Oteli, 1987 İstanbul Film Festivali’nde En İyi Türk Filmi, 1987 Nantes Film Festivali’nde Büyük Ödül, 1987 Antalya Film Festivali’nde En İyi İkinci Film, En İyi Yönetmen; 1987 Valencia Film Festivali’nde Bronz Ödül, 1988 Venedik Film Festivali’nde ise FIPRESCI Ödülü kazandı. SİYAD tarafından 1987 yılında beş dalda ödüllendirilen Anayurt Oteli, Kültür Bakanlığı’nın En İyi 10 Türk Filmi listesinde de yer alıyor.

Filmin çok katmanlı senaryosunu Yusuf Atılgan’ın romanından birlikte uyarlayan Ömer Kavur ile filmin başrol oyuncusu Macit Koper, bu ortak çalışmanın ardından birçok filmin senaryosunda da iş birliği yaptı. Macit Koper, bu filmdeki performansıyla Nantes Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu ödülüne layık görüldü ve SİYAD tarafından Yılın En İyi Erkek Oyuncusu seçildi.

Ayrıca Macit Koper’e bu yıl İstanbul Film Festivali’nin Sinema Onur Ödülü verilecek.

 

Share This:

Pera Film’de İstikamet Balkanlar


Pera Film, 2017 yılını Balkanlar’a bir yolculukla, İstikamet: Balkanlar film programıyla karşılıyor.

İstikamet: Balkanlar programında, bu coğrafyayı dışarıdan bir gözle anlatan Batı Avrupa ve Amerika yapımı filmler çoğunlukta. Saraybosna’ya Hoşgeldiniz ve Umut Çiçekleri aynı coğrafyadaki farklı savaşlara yabancı gazetecilerin gözüyle bakarken, Sen Dünyaya Gelmeden ve Kan ve Aşk, aynı savaşların etkilediği aşkları ve aileleri dert ediniyor.

Savaşın geride kaldığı günlerde farklı sebeplerle yolu Balkanlar’dan geçenler var; Charlie Countryman’in Gerekli Ölümü’nde annesinin hayaleti tarafından Bükreş’e yollanmış genç bir adam, Keder’de ekonomik krizin Romanya’da bir araya getirdiği iki İtalyan genç, Kayıp Kral’da ise krallığını kurtarmaya çalışan bir kral.

Diğer yandan bu topraklara ait filmlerin de yolculuklardan öğrendikleri yok değil. Bosnalı yönetmen Danis Tanovic, sürgünden ülkesine dönen bir Bosnalının Güzel Bir Hayat Düşlerken başına gelenleri anlatırken, Bulgar yönetmen Kamen Kalev’in ilk filmi Şark Oyunları, yoldaki bir Türk ailenin ve iki Bulgar kardeşin hayatını değiştiren bir saldırıya odaklanıyor.

Program şöyle:

Share This:

Pera Müzesi’nde Kulak Ver! Müzik ve Sinema: Orta Avrupa Filmleri

kulak ver
12 Kasım – 04 Aralık 2016 tarihleri arasında Pera Film, Kulak Ver! Müzik ve Sinema: Orta Avrupa Filmleri adlı program ile Çek, Macar, Polonya ve Slovak sinemalarından oluşan bir seçkiyle müzik ve sinema ilişkisini ele alıyor.

Müzik, farklı kuşaklar ve alt kültürler için tartışmasız en kolay bağ kurulabilen ortak bir deneyimi temsil ediyor. Orta Avrupa filmlerinden Visegrad Grubu iş birliğiyle sunulan bu seçki, müzikaller, müzik ve müzisyenlerle ilgili filmlere ve farklı, yenilikçi biçimlere kucak açmış film müziklerine odaklanıyor.

Kulak Ver! Müzik ve Sinema: Orta Avrupa Filmleri

Kulak Ver! programı, müzikaller için benzersiz bir seçki sunuyor: Çek popüler kültürünün ikonlarına yer veren pop-art peri masalı The Incredibly Sad Princess [İnanılmaz Hüzünlü Prenses]; Andrew Llyod Weber’in klasikleşmiş müzikali Jesus Christ Superstar’la başlayan Broadway ve West End trendlerine 1980 kuşağının yanıtı niteliğindeki Macar rock operası Stephen the King [Kral Stephen]. Miloš Forman’ın Hair [Saç] filmine benzer şekilde Çek hippi filmi Ballad for the Bandit [Haydudun Baladı], Brno’nun Goose on the String Theatre’ının [İpteki Kaz Tiyatrosu] efsanevi müzikal tiyatrosundan yola çıkıyor ve düzene isyan eden bir kuşağın duygularını dile getiriyor. All That I Love [Sevdiğim Her Şey] müzik ve sinemanın iç içe geçerek 1980’lerin başlarındaki siyasi anlamda çalkantılı dönemini –baskıcı Sıkıyönetim ve Dayanışma’nın yükselişi yıllarını- nasıl anlatabileceğini gösteriyor. Polonya belgeseli The Queen of Silence [Sessizliğin Kraliçesi] ise Bollywood’a aşık olan sağır bir Roman kızın hikayesi – film, müziğin gücünün, insanların hayatını nasıl değiştirebildiğini anlatıyor.

Bu program kapsamındaki Pera Film gösterimleri ücretsiz ve rezervasyon alınmıyor.

Film gösterim tarihleri şöyle:

film programı

Share This:

28. Yıl ENKA Kültür Sanat Açıkhava Buluşmaları başlıyor

ENKA Kültür Sanat Açıkhava Buluşmaları 28. kez, Temmuz ve Ağustos ayları boyunca müzik dünyasının önemli sanatçılarının konser vereceği buluşmalarda ve açıkhava sinemasınde İstanbullularla buluşacak.
Optimized-Fazıl Say

Eşref Denizhan Açıkhava Tiyatrosu’nda düzenlenecek etkinlikler, ENKA’nın daimi sanatçısı Fazıl Say’ın Genç Yetenekler ile birlikte vereceği özel konserle 11 Temmuz’da başlayacak. 17 Ağustos’a kadar devam edecek etkinliklerde Kuzey Cazı’nı kültleştiren isimlerden Nils Petter Molvær; özgün vokali ve yorumuyla Gaye Su Akyol; açık hava konserlerinin vazgeçilmez ve sevilen guruplarından Yeni Türkü; birlikte ürettikleri yepyeni şarkılarını ilk kez yorumlayacakları konserleriyle Candan Erçetin & Kardeş Türküler; en güzel aşk şarkılarıyla Levent Yüksel; “Göğe selam” başlıklı özel performanslarıyla Şevval Sam & Kurtalan Ekspres; Türk filmlerinin en sevilen ezgilerinin senfonik yorumuyla Cahit Berkay& Anadolu Senfoni Orkestrası sahne alacak.

Ayrıca sanatseverler, ıhlamur kokuları eşliğinde açık havada film izleyebilecekler. Film gösterimleri kapsamında, 2016 yılı Oscar Ödülleri’ne aday olan ve ödül kazanan sinema filmlerinin yanı sıra sinema tarihinin sevilen yapımları da izleyiciyle buluşturulacak. Leonardo Di Caprio’ya ilk Oscar ödülünü kazandıran Diriliş (The Revenant) başta olmak üzere Casuslar Köprüsü  (Bridge Of Spies), Yıldız Savaşları: Güç Uyanıyor (Star Wars: Force Awakens), Ölüm Emri (Eye in the Sky), Brooklyn, X-Men: Kıyamet (X-Men: Apocalypse), Nefret Sekizlisi (The Hateful Eight), Sihirbazlar Çetesi 2 (Now You See Me: The Second Act) Carol ve Kral İçin Hologram (A Hologram for the King) filmleri ENKA perdesine yansıtılacak.

Program
Program kapsamında düzenlenecek tüm konserler ve film gösterimleri saat 21.15’te başlayacak.

Etkinlik biletlerine; Biletix.com, Biletix satış gişeleri ve çağrı merkezinin yanı sıra hizmet bedelsiz olarak ENKA Vakfı gişesinden ulaşabilirsiniz.

Share This:

Nordik Film Festivali, İstanbul Modern Sinema’da

nordik
İstanbul Modern Sinema, İskandinav sinemasından dünya çapında öne çıkan, yeni filmleri bir araya getirdiği program serisine devam ediyor.

Danimarka, İsveç, Norveç, Finlandiya ve İzlanda sinemalarının bu yıl çok konuşulan filmleri arasında yeni Norveç sinemasının gözde isimlerinden Joachim Trier’in İngilizce çektiği Sessiz Çığlık (Louder Than Bombs) göze çarpıyor.

Son yıllarda en az sineması kadar TV dizileriyle de kendinden söz ettiren Norveç, seçkide İşgal Altında (Okkupert)adlı bir yapımla da yer alıyor. Danimarka ise bu yıl Oscar’da yarışan Savaş (Krigen) ile temsil ediliyor. Filmde Afganistan’da göreve gönderilen bir kumandanın savaşla ilgili içine düştüğü çelişkili durum anlatılıyor. Programdaki bir diğer film ise İzlanda’nın şiirsel manzarasında geçen, hassas, etkileyici büyüme hikayesi Serçeler (Þrestir).

9-19 Haziran tarihleri arasında izleyebileceğiniz filmlerin programı şöyle:

nordik program

Share This:

Tebdil-i Mekan İstanbul Modern Sinema’da

istanbul modern sinema

İstanbul Modern Sinema 1 – 28 Nisan 2016 tarihleri arasında, İsviçre Başkonsolosluğu ile iş birliğiyle, “Habitat” fotoğraf sergisine paralel bir film programı sunuyor.

Mekân kavramını farklı temalar üzerinden işleyen filmler hem insanın yaşam alanı ile kurduğu ilişkilere hem de sanat ve mekân etkileşimine bakıyor. Gösterilecek filmler arasında 92 yaşındaki Henriette’nin huzureviyle kurduğu ilişkiyi inceleyen belgesel Der Tulpenbaum (Lale Ağacı), prömiyerini bu yıl Locarno Film Festivali’nde yapan ve orta yaş krizi geçiren bir yönetmenin çıktığı iş yolculuğunu izleyen film Wintergast (Kış Misafiri)yer alıyor.

gösterim programı

Share This:

Pera Film’den Metafizik Filmleri Gösterimleri: “Hayatta Olmaz!” Serisi

TheOneILove

Pera Film 2 Nisan’da metafizik ve felsefe temalarına odaklanan film seçkisi “Hayatta Olmaz!” a başladı. 11 Mayıs’a dek izlenebilecek programda yer alan 12 film, düşlerin, bilincin, varoluşçuluğun, özgür iradenin, başkalarıyla ilişkilerimizin doğasını ve genelde yaşamın anlamını ele alan alışılmadık hikayeleri bir araya getiriyor.

Richard Linklater’ın felsefi olana yönelik idealist bir arayışa kucak açan filmi Hayata Uyanmak (Waking Life) 2001 yapımı. Ünlü oyuncu Ryan Gosling’in ilk yönetmenlik denemesi Kayıp Nehir (Lost River) ABD’deki konut piyasasının çöküşüyle ilgili gerçeküstü bir masal.

Adı genellikle Ingmar Bergman’la birlikte anılan usta yönetmen Roy Andersson’un filmi İnsanları Seyreden Güvercin (A Pigeon Sat on a Branch Reflecting on Existence) ise geçmiş, bugün ve geleceğin kaotik dünyasına bir içgörü sunuyor. Bu filmi geçen yıl festivalde izlemek istemiştim, kısmet olmamıştı.

Tek Aşkım (The One I Love) filmi Roger Ebert’in ifadesiyle hem aşk, hem gizem, hem de dram filmi; içinde aslında yalnızca iki karakter bulunuyor, bunlar da insanlara ancak kabaca benzeyen birer eskiz ve iki başrol oyuncusu tarafından hüzün ve mizahla canlandırılıyor.

Neden Tarkovsky Olamıyorum? trajikomik koşullar altında düşler ve gerçekler arasında kalmış bir başkarakterin hikayesini anlatıyor. Bu da merak ettiğim filmlerden biri. 🙂

rochette-copie

Alacakaranlık Kuşağı’ndan esinlenen Paralel Evren (Coherence) senaryosu olmayan, doğaçlamaya dayanan, düşük bütçeli ve ilginç bir bilimkurgu filmi. Norveç yapımı Körlük (Blind) gerçeküstü bir atmosferde geçiyor, az diyalog ve mizah içeren film yalnızca görmek ve körlüğe değil, aynı zamanda yalnızlık ve yazmaya da odaklanıyor.

Bir kurt adamın yetişkinliğe adım atmasının hikayesi olan Hayvanlar Düşü (When Animals Dream) adlı film, cinsel uyanışıyla birlikte içinde daha hayvansı bir şeyler canlanan bir kızın karanlık aile sırrını konu alıyor. Sarsıcı ve sınırları zorlayan bir film olan Gizli Kimya (Upstream Color) ulaşabileceğimiz noktanın hemen ötesinde yer alan hakikatlerin peşine düşmüş, sanrılı bir sinema deneyimi sunuyor.

Görsel sanatçı Shezad Dawood’un filmi Delici Parlaklık (Piercing Brightness) ise popüler bilimkurgu diliyle deneysel sinema öğelerinin dinamik bir karışımını kullanıyor.

Sanatçı Marcos Lutyens’in kısa filmi Zaman Sıçraması (Time Lapsus) ise ayna yansıması efektinden yola çıkarak zengin bir ev partisini anlatıyor.

Kurmaca filmlere eşlik eden Fransız yapımı Şimşek (Lightning) belgeseli ise dünyanın çeşitli köşelerinde dört mevsim boyunca düşen yıldırımların doğasını araştırıyor.

Kuramsal fizikçi Carlo Rovelli’nin de belirttiği gibi, kendimizle ilgili olarak çoğu zaman kafamızı karıştıran bir konu var: “Eğer davranışlarımız, önceden belirlenmiş doğa kanunlarına uymaktan başka bir şey yapmıyorsa, özgürce karar verebiliyor olmamız ne anlama geliyor? Dünyada olup bitenlerin işleyişindeki kuvvetle bizim özgürlük duygumuz arasında belki de bir çelişki yok mu?” Hayatta Olmaz: Metafizik ve Sinema bu sorulara, görsel açıdan çarpıcı hikayelerden kurulmuş geniş bir yelpazeyle yanıt arıyor.

Film gösterimleri indirimli müze giriş bileti (10 TL) ile izlenebilir.

*Basın bülteninden.

Share This:

İstanbul Modern Sinema’da ‘Işığın Peşinde’

ışığın peşindeİstanbul Modern Sinema, 35. İstanbul Film Festivali iş birliğiyle, 1970’ler Amerikan avangart sinemasının yıldızlarını bir araya getiren bir seçki sunuyor.

1960’ların ortasından, 80’lerin başına kadar Amerikan sineması, Francis Ford Coppola, Woody Allen, John Cassavetes, Stanley Kubrick, Martin Scorsese gibi yönetmenlerin başlattığı ve “Yeni Hollywood” olarak adlandırılan bu dönemde, aynı coğrafyada bir avuç yönetmen ise başka tür bir sinemanın arayışındaydı. Sinemayı bir deneme alanı olarak görüyor, yeni ifade biçimleri keşfetmeye çalışıyorlardı.

Küratörlüğü Burak Çevik tarafından üstlenilen “Işığın Peşinde”, işte bu ikinci gruba, Amerikan avangart sinemasının 1970’li yıllarına bakıyor: Stan Brakhage, Michael Snow, Ken Jacobs, Robert Breer, Jonas Mekas, gibi öncü isimlerin filmleri Türkiye’de ilk defa ve orjinal formatlarında, 16 mm kopyalar, 16 mm projektörler ile, İstanbul Modern’de gösteriliyor.

Program şöyle:
ışığın peşinde program

Share This: